30 Kasım 2007 Cuma

Adet Sancısı Neden Olur ?

Adet dönemi bir kadın için ayın en tatsız zamanıdır. Üstelik bazı kadınlar bu dönemi çok daha ağır geçirirler. Peki ağrıların sebebi nedir? Çaresi var mıdır? Bu dönemde cinsellik nasıl olmalıdır? Dr. Osman Denizhan Özgün sorularınızı yanıtlıyor.

Adet ağrılarının (dismenore), birincil (Primer) ve ikincil (sekonder) olmak üzere 2 nedeni vardır. Birincil sebepler; genellikle buluğ çağında ortaya çıkar. Ağrının sebebi, ovulasyonu (yumurtlamayı) takiben kanamaya hazır hale gelmiş rahmin iç tabakasının kasılarak dökülmesini sağlayan (adet kanaması) ve özellikle regl döneminde vücuttan salgılanan Prostoglandin f2 alfa denilen maddedir.

Tedavide de, bu aracı maddelerin oluşumunu engelleyen ağrı kesiciler kullanılır. Adet sancısı ile yumurtlama arasında yakın ilişki vardır. Ağrı kesicilere cevap vermeyen durumlarda doğum kontrol hapları ile yumurtlamanın ortadan kaldırılması, adet sancısını da sorun olmaktan çıkarabilir. Ancak ağrılar çok şiddetliyse ve başka jinekolojik belirtiler de eşlik ediyorsa bir jinekolojik inceleme şarttır. Bu muayenenin amacı, adet sancısının ,farklı bir nedenle ortaya çıkıp çıkmadığını saptamaktır. Burada da genellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda görülen ikincil (sekonder dismenore) adet ağrısı dediğimiz sebepler ortaya çıkmaktadır. Bu nedenler ise:

—Endometriozis (Rahmin en iç tabakasının rahmin dış tabalarında veya rahim dışı bir bölgede de bulunması)
—Rahim ağzında darlık
—Rahim tümörleri
—Rahmin farklı pozisyonlarda olması
—Rahim ve komşu organların iltihabi hastalıkları
—Psikolojik sebebler olarak sayılabilir.

Bazı kadınlar, bu periyodu rahat ve ağrısız bir şekilde atlatırken, bazıları acıdan kıvranır. Kişiden kişiye ağrının derecesi farklılık gösterir. Nedeni de önceden belirtmiş olduğumuz gibi ağrıyı (dismenore) oluşturan tüm sebeplerin bir arada olma sıklığıdır. Adet ağrısı, kramp tarzında, bele ve kasıklara, bazen bacaklara vurabilen şiddetli bir ağrıdır. Bir de bazı kadınlarda adet ağrısına bulantı, kusma, sinirlilik, kabızlık, ishal, sık idrara çıkma gibi şikayetler de eklenebiliyor.

Birincil adet ağrısının önlenmesine yönelik kişisel olarak alınabilecek bazı önlemler vardır: Adet kanaması öncesinde veya esnasında kahve, çay, kola, çikolata gibi kafein içeren gıdalardan uzak durulması ve uzun süre ayakta durmaktan kaçınılması şikayetler üzerinde olumlu etki yapar. Bol miktarda su içilmesi, sigaradan uzak durulması, fazla miktarda alkol tüketilmemesi gibi basit ve kısa süreli önlemler ile sancılı adet kanamaları biraz daha rahat geçirilebilir. Sancıyı, ilaçlara gerek kalmadan hafifletmenin yolları, fizik tedavi yöntemleri, spor, ılık su banyoları olabilir. Ama bunlar yöntemlerden birkaçıdır, herkeste etkili olmayabilir veya başka önereceğimiz tıbbi yöntemlerden daha etkin olabilir.

Bu dönemlerde gerek fiziksel gerekse psikolojik olarak hayatımızı her zaman ki rutininde, problemsiz bir biçimde sürdürmek için bu dönemin problemlerini algılamak ve gereğini yapmayı düşünmek öncelikli davranış olmalıdır. Bu dönemi zoraki ızdırap ve mutlaka çekilmesi gereken bir eziyet dönemi olmadığını kabul etmek gerekir. Hayatın rutininde önemsiz gibi gözükür ama kadınlar işe, okula gidemez (yüzde 45’inde orta ve ciddi dismenore vardır) ve ciddi kayıpları olur. Kısacası kadın için zor bir dönemdir. Bu konu o kadar önemli hale gelmiştir ki, kliniğimizde “Adet Ağrıları Merkezi” kurarak olayı çok ciddi ve multidisipliner bir bakış açısı getirmemizi gerektirmiştir. Bu konuda kadının mutlaka doktoruna danışması, problemsiz bir hayat için gereklidir.

Adet dönemiyle ilgili hurafeler sonucunda ortaya çıkan uygulamalar var. Adet döneminde saç boyatmak hatta banyo yapmamak gibi… Bunların bir çoğunun doğru olmadığını biliyoruz ama sonuç olarak bu dönemlerde kadın vücudunda gerçekleşen kimyasal bir değişim söz konusu.

İlkel toplumlarda adet gören kadın kirli kabul edilip tecrit edilirmiş. Eğitim düzeyi arttıkça bu yanlış bilgiler de yok olmaktadır. Sonuçta bu dönemde özellikle hormonal değişimlerin çok olduğu ve bunun da özellikle psikolojiyi çok etkilediği bir gerçektir. Evet gerçekten yapılmaması gereken şey bu dönemi yaşayan kadınların, eşlerinin veya yakınlarının anlayışsızlığıdır. Lütfen biraz anlayış!..

Regl döneminde cinsel hayatı nasıl düzenlemek gerektiği de merak edilen konulardan biri. Cinsel hayata ara vermek gerekmez, ama önce hijyen!.. Hayat sizin, onu iyi yönetin.

Toparlamak gerekirse, adet dönemi ve ağrılarını önemsemek gerekir. Ağrılı adet görme nedenleri araştırılmalıdır. Ağrılı adetin “birincil” ya da “ikincil” olup olmadığı belirlenmelidir. İkincil dismenore söz konusu ise altta yatan neden ortadan kaldırılmalıdır. Bu süreçte hekimlerin kontrolünde açığa kavuşturulması gereken bir süreçtir. Öncelikli olarak erkekler, lütfen biraz anlayış. Sonra kadınlar, lütfen kesinlikle hijyen.

Hazırlayan:
Dr Osman Denizhan Özgün
Maya Kadın Sağlığı Ve Tüp Bebek MerkeziTel: 0312 448 22 21

Sağlıklı Doğum Kontrol Yöntemleri

Kontrolsüz, birbirini takip eden doğumlar ve düşükler, anne ve bebek sağlığını ciddi olarak tehdit eder. Bu nedenle aile planlaması hem anne, hem de bebek sağlığına zarar vermeyecek uygun doğum kontrol yöntemleriyle yapılmalıdır.

Kişi için ideal bir korunma yöntemiyle istenmeyen gebelikler, kişinin sağlığına zarar vermeden engellenebilir. “Doktorunuzun önerisiyle sizin için en uygun olabilecek yöntemi seçmeli ve benimsemelisiniz” diyen Dr. Cem Çıtlak, korunma yöntemleri ile ilgili şunları söyledi.

İdeal korunma yöntemlerini sıralayan Çıtlak, rahim içi araç, kombine doğum kontrol hapları, hormon enjeksiyonları, norplantlar (Hormon İmplantları), cerrahi sterlizasyon (Ameliyatla Kısırlaştırma), prezervatif gibi artık büyük bir çoğunluğun haberdar olduğu yöntemlerin yanı sıra teknolojinin ilerlemesiyle birlikte alternatif doğum kontrol yöntemlerinin de varlığından bahsediyor.

Rahim İçi Araç (Spiral )
Günümüzde plastikten yapılmış, bakır ilaveli rahim içi araçlar en ideal olan ve en çok kullanılanlardır. Bunların dışında aktif vaginal enfeksiyonu olanlara uygulanmaması gereken progesteron hormonu ilaveli rahim içi araçlar da vardır. Adet kanamasının hemen sonrasında veya kadın gebe olmadığından kesin eminse herhangi bir günde doktor tarafından rahime uygulanır. İdeal koruyuculuk süresi, bakırlı olanlarda beş yıl, hormonlu olanlarda bir yıl olan rahim içi araç kullanan kadınların mutlaka yıllık doktor muayenesinden geçiyor olması gerekir.

Hiç doğurmamış olanlar ve çok eşliler için fazla önerilmeyen rahim içi araca bağlı olarak;
—Aşırı adet kanamaları
—Ara kanamalar
—Kasık ağrıları görülebilir.
—Progesteron hormonu içeren rahim içi araçların, standart olanlara üstünlüğü kanama problemlerine yol açmamasıdır.

Kombine Dogum Kontrol Hapları
Günümüzde gelişmiş ülkelerde en sık kullanılan, östrojen ve progestoron hormonu içeren, etkin ve güvenilir yöntem olan doğum kontrol hapları seçilmeden önce kadın genel bir jinekolojik değerlendirmeden geçmeli, PAP smear’i yapılmalı ve uygun ilaç doktor tarafından önerilmelidir. Hapa adetin ilk günü başlanır ve 21 gün süreyle ara vermeden günde bir tablet alınır, 7 günlük arayı takiben tekrar hapa başlanır. Kadın ara verdiği 7 günlük dönemde adet görür. Kadın ilacı korunmayı düşündüğü süre boyunca 21 gün ilaç, 7 gün ara şeklinde kullanır. İlaç kullanılırken en önemli olay günlük tabletleri unutmamaktır çünkü unutulduğunda koruyuculuk etkinliği azalır. İlaç bırakıldıktan kısa bir süre sonra kadın ilaç öncesi doğurganlık kapasitesine ulaşır. Sigara içen 35 yaş üstü kadınların kullanması pek tavsiye edilmez.

Hormon Enjeksiyonları
Aylık ve üç aylık enjeksiyon olarak uygulanır. Aylık iğneler 28 günde bir uygulanır ve östrojen ve progesteron hormonu içerir. İlaç kullanımının ilk aylarında düzensiz kanamalarla karşılaşıla bilinir. Etkileri kombine doğum kontrol haplarına benzer, günlük hap alımını unutabilecek olanlara önerilir. Üç aylık iğneler sırf progesteron hormonu içerir. Kullanımları esnasında adet düzensizlikleri ve tamamen adetten kesilme gibi şikayetler görülebilir. Bu ilaç daha çok emziren anneler için uygun bir seçenektir. Her iki ilaç da bırakıldıktan kısa bir süre sonra kadın normal doğurganlık kapasitesine ulaşır.

Norplantlar (Hormon İmplanlatlaro)
Lokal anasteziyle kolun iç yüzüne yerleştirilen ve prgesteron hormonu salan kapsüllerdir. Ara kanamaları ve adetten tamamen kesilme görülebilir. Etkinlik süreleri beş yıldır. Çıkartılmaları için de cerrahi müdahale gereklidir.

Cerrahi Sterlizasyon
Cerrahi kısırlaştırma hem erkek, hem de kadın için uygulanan ancak geri dönüşümsüz olarak kabul edilmesi gereken bir yöntemdir. Çocuk sayısını tamamlamış olan ve ileriki hayatında kesinlikle çocuk düşünmeyen kişiler için uygun olan bir yöntemdir. Kadınlar için uygulanan yöntem tubal sterlizasyon (tüplerin bağlanması), erkekler için ise vasektomi (üreme kanalının bağlanması) ‘dır.

Prezervatif
Erkekler için, günümüzde mevcut tek geri dönüşümü mümkün olan yöntem. Doğum kontroluna ilave olarak cinsel yolla bulaşan hastalıklardan koruyucu etkisi de vardır. Her ilişki sonrasında prezervatifin yırtık yönünden kontrol edilmesi önemlidir.

Persona Digital Kontrol
Bilinen tüm doğum kontrol yöntemlerinde vücuda yerleştirilen bir araçtan, ilaçtan, cerrahi müdahalelerden bahsettik. Persona, vücuda içeriden veya dışarıdan bir ilaç alınmadan ya da herhangi bir madde kullanılmadan çözüm sunan ve bu özelliği ile “dünyanın en doğal doğum kontrol yöntemi” olarak tanımlanan doğum kontrol yöntemidir. Prezervatif, rahim içi araç ve doğum kontrol haplarını kullanmadan sadece stick’lerinin üzerinde idrar testi yaparak sonuca ulaşır.

Normal Laboratuarların yaptığı doğum kontrol için çok önemli olan iki hormonu ( LH ve Östrojen) günlük idrar testleri ile ölçebilen Persona, laboratuarda yapılan testlerle % 99,7 oranında benzeşir. Tehlikeli gündeyseniz kırmızı, serbest gündeyseniz yeşil ışık yakarak şüpheye yer bırakmadan “konforlu bir cinsel hayat” olanağı sağlar. 35 yaş üzeri ve sigara kullanan kadınların doğum kontrol haplarını kullanmaları sakıncalı. Bu noktada da persona önemli bir yer teşkil ediyor.

Emzirmenin Anneye Faydaları

Erzurum İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Esin Erdem, “Doğumdan hemen sonra bebeklerini emziren annelerde doğum sonrası kanama, idrar yolu enfeksiyonu ile göğüs ve yumurtalık kanseri görülme riski azalıyor” dedi.

Bebeklerin doğumdan sonraki ilk yarım saat içinde emzirilmesi gerektiğini ifade eden Erdem, “Anne sütü içindeki vitamin ve mineraller aracılığıyla bebekleri enfeksiyonlardan korumaktadır” diye konuştu.

Emzirmenin, annelere de faydasının olduğunu dile getiren Erdem, şunları söyledi:“Yakın geçmişte bazı nedenlerden dolayı anne sütü geri plana atılmıştı. Ancak dünya bu inanılmaz hatanın farkına erken varmış ve anne sütünün önemini yeniden kavramıştır. Ayrıca bebeklerin emzirilmesi anneler için de faydalıdır. Doğumdan hemen sonra bebeklerini emziren annelerde doğum sonrası kanama, idrar yolu enfeksiyonu ile göğüs ve yumurtalık kanseri görülme riski azalıyor.”

Annelerin bebekleri emzirmeden önce bazı unsurlara dikkat etmesi gerektiğini belirten Erdem, şöyle konuştu:“İlk olarak, annelerin emzirmeden önce ellerini sabunla yıkaması gerekir. Bebek emzirmenin tek bir pozisyonu yoktur. Bebek, hem anne hem de bebek için en rahat pozisyonda emzirilebilir. Emzirme sırasında bebek burnundan rahat nefes alabilmelidir. Bebek rahat olmalıdır. Giysileri ve ortam ısısı uygun, altındaki bezi kuru ve temiz olan bebek daha kolay emer. Normal bir emzirme süresi 15-20 dakika olmalıdır.”

Bebeklere bazı durumlarda anne sütü verilmesinin uygun olmayacağını kaydeden Erdem, “Annede meme iltihabı oluşması, süte geçen ve bebeğe zararlı olabilecek ilaç kullanılması veya solunum yolu ile bulaşabilecek bir hastalığın olması durumunda bebeğe anne sütü yerine başka besin verilmesi gerekir” diye konuştu.

Bebekleri Sütten Kesmek İçin Uygulanan Yöntem
Bebeklerin 6 aylık olmasının ardından anne sütünün yanı sıra yutmayı öğrenmeleri için ek gıdanın verilebileceğini dile getiren Erdem, şunları söyledi:“Altı aylık olunca bebeğin yutmayı öğrenmesi yönünden ek katı gıdalara geçmesi gereklidir. Ancak anne sütüne de devam edilmelidir. Anne istiyorsa emzirme 2 yıla kadar uzatılabilir. ‘Yeni doğum yapmış anne yorgundur ve sütü yoktur’ diyerek bebeği anne sütünden mahrum etmek ya da başka bir sıvı vermek yanlış bir davranıştır. Bebekler bir yaşına geldikten sonra anne sütü iyice azalır. Bebek yavaş yavaş sütten kesilebilir. Ancak, bebeği sütten kesmek için anne ile bebeği ayırmak ya da meme başına acı biber gibi şeyler sürmek son derece yanlıştır.”

Kadınlarda Anemi

Kansızlık, yorgunluk, tırnaklarda beyazlık, sağlıklı insanlarda alt göz kapağı aşağıya çekildiğindeki kırmızı görüntünün beyaza yakın olması, cilt renginin kara sarı durması, nefes almada sıkıntı çekilmesi ile belirti veriyor.

Türkiye’de kadınların yarısından fazlasının kansızlık (anemi) problemi yaşadığını söyleyen Türkiye Aile Planlaması Derneği Başkanı Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, kadınların yaşamları boyunca ciddi oranlarda kan kaybettiklerini belirterek, kansızlığın, adet düzensizliğine, gebe kalmada riske, kalp damar hastalıklarında artışa, kadının yaşam süresinin kısalmasına, iş ve yaşam performansında azalmaya neden olabileceğini kaydetti. Sağlık Bakanlığının bu konuda çok çalıştığını ifade eden Şatıroğlu, “Bakanlık, geçtiğimiz 3 yıl boyunca ücretsiz demir hapı dağıttı. Şunu belirtmek gerekir ki, doğru beslenildiğinde demir hapı kullanmaya gerek yok” diye konuştu.

Demirin, dokulara oksijen iletilmesini sağladığını anlatan Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, kadınların genellikle kandaki demir eksikliğine bağlı kansızlık problemi yaşadıklarını söyledi.

Prof. Dr. Şatıroğlu, kansızlık çeken kadınların dokularının yeterince beslenemediğini ve erken yaşlanma riski taşıdıklarını ifade ederek, “Kansızlık çabuk yorgunluk, tırnaklarda beyazlık, sağlıklı insanlarda alt göz kapağı aşağıya çekildiğindeki kırmızı görüntünün beyaza yakın olması, cilt renginin kara sarı durması, nefes almada sıkıntı çekilmesi ile belirti verir” diye konuştu.

Kadınların, özellikle adet dönemlerindeki kanamalarının şiddetine ve süresine dikkat etmeleri gerektiğini belirten Şatıroğlu, adet kanamalarının çokluğunun sağlıklı olmanın göstergesi olduğu yönündeki inanışların tamamen yanlış olduğunu söyledi. Şatıroğlu, 3-4 günden fazla devam eden şiddetli adet kanaması ve bu dönemlerde günlük 5’ten fazla ped kullanılması durumunda, en kısa zamanda kadın doğum uzmanına giderek muayene olmaları gerektiğini belirterek, “Bu kadının sağlığını tehdit eden bir durum. Bu durumda kadın, yediği içtiği her şeyi gereksiz yere dışarı atıyor demektir” dedi.

Şatıroğlu, kandaki hemoglobin oranının ortalama 14 olması gerektiğini, hemoglobin değerinin 6’ya düştüğü zamanlarda ayaklarda ve yüzde ödem görülebileceğini, uyku bozuklukları ve yorgunluk şikayetleri ile karşılaşılabilineceğini bildirdi.

“BEBEĞİN GELİŞİMİNİ ENGELLER”
Prof. Dr. Şatıroğlu, kansızlık sorunu yaşayan gebelerin, bebeğiyle paylaşacak kan miktarının da az olacağını belirterek, annedeki anemi nedeniyle bebeklerde de düşük doğum ağırlıklı doğma, gelişimleriyle ilgi sıkıntı ve sakat olma ihtimali bulunduğunu söyledi.

Kansızlık problemi olan kadının, gebe kalma ihtimalinin azaldığına, istediği zaman çocuk sahibi olma şansının düştüğüne işaret eden Şatıroğlu, aneminin, gebe olan kadınlarda düşük ve erken doğum ihtimalini artırdığını kaydetti.

Şatıroğlu, anne karnındaki bebeğin salgıladığı hormonların annede halsizlik oluşturduğunu ifade ederek, “Bunun üstüne bir de annenin anemi problemi yaşaması, annenin aşırı halsizleşmesine neden olur” diye konuştu.

“DOĞRU BESLENME KAN YAPIMINI ARTIRIR”
Doğru beslenme yöntemi ile kan yapımının artacağını belirten Şatıroğlu, şu önerilerde bulundu:
—Ispanak yemeği yapılırken acı suyu çıksın diye haşlandıktan sonra sıkılıp, suyu atılmamalı. Böyle yapıldığında sebzenin suyunda kalan tüm demir kullanılamadan atılmış oluyor.
—Demirden zengin makarna da az suda haşlanmalı, soğuk sudan geçirilmeden haşlandığı su ile tüketilmeli.
—Diyet programlarındaki gibi her şey haşlama ile yenmemeli. Türk mutfağı gayet besleyicidir, sadece yağ azaltılmalı, sebzeler tamamen öldürülmeden yarı çiğ yenmeli ve kendi suyu ile pişirilmeli.
—Özellikle şehir merkezlerinde sıkça tüketilen beyaz ekmek çok tercih edilmemeli. Bunun yerine bildiğimiz tam tahıllı köy ekmeği ya da yufka tüketilmeli.
—Çay ve kahve, yemeklerden hemen sonra içilmemeli. Bu, demirin emilimini engelliyor ve yemekte yenilen yiyeceklerdeki demir etkisiz hale geliyor. Çay ve kahve ya yemek yedikten 1-2 saat sonra tüketilmeli ya da yemekten önce içilmeli.
—Konsantre meyve suları yerine taze sıkılmış meyve suları içilmeli. Meyvelerin içindeki şeker yeterli olduğu için ayrıca tatlandırıcı konulmamalı.
—Yemeklerin tadına bakılmadan tuz dökülmemeli. Kişinin düşük tansiyon gibi sağlık sorunu olmadığı sürece, sebzelerin kendi tuzu yeterlidir. 2–3 gün yemekler kendi tuzunda yenildiğinde, damak o tada alışacak ve fazla tuz tüketimimin önüne geçilmiş olacak. Çünkü özellikle tuz ve şeker, yüksek tansiyon, damar tıkanıklığı ve kolesterol açısından riski artırır.
—Keçiboynuzu, üzüm ya da dut pekmezinden, sabahları uyanır uyanmaz bir kahve fincanı dolusu içilmeli. Pekmezin içine, demirin emilimini artırmak için limon sıkılabilir ya da damak tadına göre biraz tahin konulabilir. Ancak, kansızlık problemi olan kişi aynı zamanda kalsiyum takviyesi alıyorsa ikisi aynı zamanda tüketilmemeli. Pekmezin içilmesinden 30-45 dakika sonra süt içilmeli.

Sağlık Bakanlığının bu konuda çok çalıştığını ifade eden Şatıroğlu, “Bakanlık, geçtiğimiz 3 yıl boyunca ücretsiz demir hapı dağıttı. Şunu belirtmek gerekir ki, doğru beslenildiğinde demir hapı kullanmaya gerek yok” diye konuştu.

Genital Enfeksiyonlardan Korunun

Genital Enfeksiyonları Önemseyin!
Kadınlarda çok sık rastlanan genital enfeksiyonlar , çogu zaman önemsenmese de önlem alınmaması
halinde ciddi sorunlara yol açabiliyor. Anadolu Saglık Merkezi’nden Kadın Saglıgı Uzmanı Dr. İbrahim
Sözen, özellikle yaz aylarında artıs gösteren bu hastalık hakkında bilgi verdi:


Yaz aylarında genital enfeksiyonlar alevlenir mi?
Yaz aylarında havuz ve denize girmelerin sıklasması bazı enfeksiyonları arttırabilir. Bunların basında genital mantar enfeksiyonları gelir. Terlemenin yaz aylarında artması da mantar üremesini kolaylastırır.

En sık hangi tür rahatsızlıklarla karsılasıyorsunuz?
Mantar enfeksiyonlarının yanı sıra bakteriyal vajinoz (vajende bakteri üremesi) ve trikomonas (vajende parazit) enfeksiyonları görülmektedir. Ayrıca havuzlardan alınabilecek molluscum cantagiosum denilen virüs genital bölgede küçük yuvarlak sigiller olusturabilir. Bu sigiller cinsel yolla da bulasırlar.

Bunların olus nedenleri ve tedavi seklini kısaca açıklar mısınız?
Mantar enfeksiyonu cinsel yolla geçmez. Ancak tedaviye dirençli olanlarda es tedavisi de yapmakgerekebilir. Havuz ve denize girenlerde mantar enfeksiyonunun görülme nedeni mantarın havuz veyadenizde olmasından çok, ıslak mayolar nedeniyle genital bölgenin nemli kalmasıdır. Islak ve nemliortamda vücutta zaten var olan ama az miktarda oldugu için semptom (sikayet) yaratmayan mantarlar,üremelerini arttırarak semptomatik hale gelirler. Mantar enfeksiyonu peynir kesigi tarzında beyaz akıntıve kasıntı yapar. Bakteriyal vajinozda ise vajen ortamının bozulması ve yararlı bakterilerin azalmasınedeniyle patolojik bakteriler hızla çogalır. Sarı-gri veya kirli beyaz renkte bazen kokulu akıntıyaratırlar. Trikomonas ise cinsel yolla bulasır. Çok yogun sarı-yesilimsi bir akıntı yapar.

Cinsel iliski sırasında enfeksiyon partnere geçer mi? Geçerse nasıl önlenir?Cinsel yolla geçen en önemli enfeksiyon chlamydia denilen bakteridir. Bu gebe kadınlarda düsük veerken doguma, gebe olmayanlarda ise tüplerin harabiyetine ve tıkanıklıgına yol açarak kısırlıga dahineden olabilir. Trikomonas yogun akıntı yapmakla birlikte baska bir zarar vermez. HPV de (HumanPapilloma Virüsü) cinsel yolla bulasan bir virüstür. Rahimagzı kanseri ve onun öncü hücrelerine nedenolabilir. Bu nedenle yıllık smear testi yaptırmak ve rahimagzı kanserinin öncü hücrelerini bu yollataramak çok önemlidir. HPV virüsü aynı zamanda genital bölgede karnıbahar görünümde sigillereneden olabilir. Cinsel yolla geçen hastalıklara karsı en önemli korunma yolu prezervatiftir. Bunun yanısıra süphe üzerine veya akıntı durumlarında tıbbi tetkik gerekir.

Akıntı tek basına yeterli bir ölçüt mü?
Akıntı olmasa bile, genital bölgede yanma, tahris hissi, cinsel iliskide acıma ve kasıntı gibi sikayetleroldugunda bir enfeksiyon var mı yok mu diye bakmak gerekir.

Bu enfeksiyonlara yakalanmamak için alınabilecek basit önlemler nelerdir?
Mantar enfeksiyonlarından korunmak için genital bölgeyi nemli ve ıslak bırakmamak gerekir. Pamukluiç çamasrları tercih edilmelidir. Havuz veya deniz sonrası hemen mayoyu degistirmek ve bölgeyi çokiyi kurulamak gerekmektedir. Vajen içersine deodorant, sabun ve diger kozmetik ürünlerkullanılmamalıdır. Özellikle yeni ilskilerde prezervatif kullanılmalıdır. Esler cinsel iliski öncesi cinselyolla bulasan hastalıklar yönünden test edilmelidir.

Gögüs Güzelliğinizi Korumak İçin

Göğüslerde meydana gelen sarkma, gevşeme, aşırı yumuşaklık gibi deformasyonlar bayanların en çok şikayet ettiği konuların başında yer almaktadır.

Yapısında hiç kas olmayan tamamen yağ ve süt bezlerinden oluşan göğüsler zamanla yer çekimi, yaşlanma, sık kilo alıp verme, doğum, emzirme, yanlış sutyen kullanımı gibi nedenlerle eski diri ve dik görünümlerini yitirirler ve bu durum estetik açıdan bayanların huzursuz olmasına ve çeşitli yöntemler aramasına neden olur.

Sizlerin de çok iyi bildiği gibi ilk akla gelen büyütme, küçültme ya da silikon gibi operasyonlardır. Ancak ben şahsen bir kadının kadın olduğunu vurgulayan göğüs gibi önemli bir uzvunu cerrahi müdahalelerle riske atmasını kesinlikle doğru bulmuyoruz.

Kaldı ki silikon ve benzeri yöntemlerin zararlı olup olmadığı halen tartışılmaktadır.ABD ve Avrupa’da silikon yaptıranlar bile zamanla bunları çıkartmaktadırlar.

Halbuki göğüslerde meydana gelen deformasyonları sağlığınızı riske atmadan yapay ve size ait olmadığı her halinden belli olan yöntemler yerine son derece sağlıklı, doğal ve etkili bir biçimde gidermek mümkündür.

Göğüs Güzelliğini Korumak İçin
1. Çok sıcak su ile duş almayın.
2. Her banyodan sonra soğuk su ile masaj yapın.
3. Üstsüz güneşlenmeyin.
4. Doğru sutyen kullanın.
5. Sutyensiz spor yapmayın.
6. Sürekli yüz üstü yatmayın.
7. Çok sık kilo alıp vermeyin.
8. Düzenli olarak nemlendirici bir krem ile masaj yapın.
9. Özellikle boyun, omuz ve kolları çalıştırıcı egzersizleri ihmal etmeyin.

29 Kasım 2007 Perşembe

Evde Yapabileceğiniz Güzellik Maskeleri

Para harcamadan doğal yollarla güzelleşmek istiyorsanız işte size bazı formüller...

Yumuşaklık sağlayan maskeler
Yüz soğuğa maruz kalıp tahriş olmuşsa, mutlaka yumuşaklık verici maske uygulanmalıdır.

Nasıl yapılır?
1) İyi cins bir kaşık bal sulandırılmalı ve yüze sürülmeli. 20 dakika böyle kalıp sonra ılık gül suyuna batırılmış pamuk ile yüz silinmelidir.

2) Büyük bir tencerenin yarısına kadar su konup, ocakta ısıtılır. Bu su üzerine oturtularak ufak madeni bir kaba 1 kaşık keten tohumu unu, 2-3 misli su ile karıştırarak hamur haline getirilmeli, ılık halde yüze incecik sıvanmalı. 20 dakika bekletildikten sonra ılık su ile yıkanmalıdır.

3) 3 veya 4 adet olgun muz az ılık su ile ezilerek yüze sürülmeli, 20 dakika bekledikten sonra ılık su ile yüz yıkanmalıdır.

Yüz kırışıklığını önlemek için maske
Nasıl yapılır?
1) Bir yumurtanın akı çırpılıp, yüzün kırışmaya yüz tutmuş ya da kırışması muhtemel kısımlarına krem gibi sürülür. Orada kuruyuncaya kadar, 20 dakika kadar bırakılmalı ve ılık su ile yıkanmalıdır. Her 15 günde bir tekrarlanmalıdır.

2) Bir kapta bir yumurta akı, 20 gram iyi zeytinyağı, 15 gram defne suyu ve 10 gram şap (ince dövülmüş) çırpılarak karıştırılır ve krem haline getirilir. Sonra bir tülbente sıvanır ve tülbent elektrik ısıtıcısı ile uzaktan biraz ısıtılır. Bez üzerindeki macun hafif katılaşınca ılık halde yüze konur. 20 dakika sonra çıkarılır ve ılık su ile yüz yıkanır. Her ay 2-3 gece tekrarlanır.

3) Bir yumurtanın sarısı, 1 kahve kaşığı çiğ süt ile birlikte çırpılır ve yüze krem gibi sürülür. 20 dakika tutulup içine 3-5 damla limon damlatılmış su ile yüz yıkanır.

4) Bir fincan havuç suyuna 1 fincan salatalık suyu karıştırılarak pamukla yüze sürülür. 20 dakika sonra yüz ılık su ile yıkanır.

5) Yarım paket pasta mayası, 1 yumurta sarısı ve 1 kaşık zeytinyağı ile karıştırılıp yüze kalınca sürülür. 20 dakika sonra ılık su ile yıkanır. Kuru ve yağsız ciltlere çok iyi gelir.

Yağlı ciltler için yüz maskesi
Marul ince kıyılıp, bez içinde sıkarak suyu çıkartılmalı ve pamukla yüze sürülmeli. Bu, su gözenekleri temizleyerek cildi genç ve canlı hale getirir.

Yüzü renklendirmek için maske
Yüz renginin güzel ve taze olması için her gün 1 çay bardağı havuç suyu için. Ayrıca mevsimin taze sebze ve meyvelerinin de suyunu sıkarak için. Ara sıra 1 dilim limonu yüzünüzün her tarafına sürün. Yüzü parlatır ve tazelik kazandırır. Ya da gül suyunu koyu çay ile karıştırıp, ya losyon gibi sık sık yüzünüze sürün ya da bir tülbendi buna batırarak, kompres şeklinde yüzünüze uygulayın.

Vücutta Çatlaklar Neden Oluşur ?

Kadınlarda özellikle hızlı kilo almaya bağlı olarak ortaya çıkan çatlaklara karşı tedbirli olmakta fayda var...

Kadınların pek çoğunda görülen deri çatlakları, derinin aşırı gerilime maruz kalması ile oluşur. Konuyla ilgili bilgi veren Dermatoloji Uzmanı Dr. Ethem Mercan şu bilgileri veriyor "Anne karnındaki bebeğin oluşturduğu gerginlik, göğüslerin ani büyümesine bağlı gerginlik deride çatlamalara yol açar. Ağırlık çalışan sporcularda omuz bölgesinde yüklenmeye bağlı çatlamalar ortaya çıkabilir. Ergenlik çağındaki gençlerde hızlı büyümeye bağlı vücudun değişik yerlerinde çizik tarzında çatlamalar gelişebilir. Ayrıca bazı hormon hastalıklarında ve kortizon tedavisi sırasında da deride çatlamalar oluşabilir"

Zayıflarda görülür mü?
Vücut çatlaklarında özellikle ani kilo alımı bir risk faktörüdür. Zayıf kadınlarda bağ dokudaki zayıflamaya bağlı çatlak oluşabilirse de, bu çok seyrek görülen bir durumdur. En önemli faktör ani kilo alımıdır. Karındaki ani büyümeye uyum sağlayamayan deri çatlar. Ayrıca deri destek dokusunda gebelik sebebiyle oluşan değişiklikler de bu sürece katkıda bulunur.

Kalıtım etkili olabilir mi?
Vücut çatlaklarının kalıtımla da ilgisi olabiliyor. Anne ve akrabalarında da vücut çatlakları olan kadınlarda diğer kadınlara göre vücut çatlaklarının görülme ihtimali daha fazladır. Ergenlik çağındaki gençlerde kalça, göğüs, sırt, uyluk ve bacaklarda, ağırlık çalışan sporcularda özellikle omuzlarda, gebelerde ise karın ve memelerde görülür.

Beslenmeye dikkat
Yüksek kalori içeren, yağ ve şekerden zengin beslenme deri direncini bozarak çatlak oluşumunu kolaylaştırır. Aksine meyve ve sebzeden zengin, balık, zeytinyağı, badem ve fındık içeren düşük kalorili bir beslenme çatlak riskini en aza indirir.

Sarkan Göğüsler İçin Ne Yapmalı ?

Güzellik ve sağlık için koşan bayanlara kötü haber: Hareket anında esneyip zıplayan göğüslerde geri dönüşü olmayan sarkmalar olabilir.

Vücudunun sağlıklı ve güzel görünmesini istediği için spor yapan kadınlar, bir kez daha düşünecek. Britanya'da bir sutyen firmasının sponsor olduğu araştırmanın sonuçlarına göre, bilinçli seçilmemiş bir sutyen ile spor yapan kadınlar, sarkık göğüslere davetiye çıkarıyor. Portsmouth Üniversitesi'den bir ekibin, Shock Absorber isimli firma sponsorluğunda gerçekleştirdiği çalışmaya göre, sıradan penye sutyenler koşu sırasındaki zıplamayı yüzde 38 engelliyor. 135 metre zıplıyor

Araştırma ekibi, göğüslerin koşu sırasında üç boyutlu bir sekiz çizdiğini ve bu kontrolsüz hareketin geçici ağrı ve rahatsızlıklara neden olduğunu tespit etti. Hareket, geri dönüşü olmayan sarkmalara da yol açabiliyor.

Ortalama 200-300 gram olan göğüslerin hassas destek yapısında da (Cooper bağ dokuları olarak bilinen dış derideki bağ dokuları), koşu sırasında oluşan zıplama nedeniyle esneme ve böylece sarkma meydana geliyor.

Araştırmaya göre, her adımda vücuttan bağımsız olarak, ortalama dokuz santimetre hareket eden göğüs, 1609 metrelik (1 millik) bir parkur koşulduğunda 135 metre zıplamış oluyor.

Araştırmayı yürüten Dr. Joanne Scurr, kadınların spor yaparken göğüslerini ihmal etmemelerinin ve gerektiği gibi desteklemelerinin önemini anlatırken, "Spor yaparken ayakkabı seçimine ne kadar önem veriliyorsa, sutyen seçiminde de aynı hassasiyet gösterilmelidir" diyor.

Sağlıklı Göğüsler İçin
Cybernoon web sitesinde yayımlanan bir habere göre, göğüsler için ideal egzersiz, ağırlık kaldırmak. Göğüslerde kas bulunmadığından, ağırlık kaldırmak göğüs büyüklüğünü değiştirmiyor ancak düzenli yapılan egzersiz, göğsün üzerinde oturduğu bölgeyi sıkılaştırarak bir büyüme etkisi yaratabiliyor. Şınav da önerilen egzersizler arasında.

Uyku şekli hakkında da bilgilere yer veren sitenin haberine göre, yüzüstü yatmak yerine, yan yatmak göğüslere baskıyı engellediği için daha sağlıklı.

Hamilelikte Karın Ağrıları

Hamilelikte Karın Ağrıları
Karın ağrısı hamilelik süresince hemen her dönemde karşılaşılabilecek bir yakınmadır. Özellikle gebeliğin erken dönemlerinde pek çok kadın karın ağrısından yakınır.

Erken dönemlerde ortaya çıkan karın ağrısı adet gecikmesini takip eden ilk birkaç gün içinde bile ortaya çıkabilir. Çoğu kadın bunu adet olacakmışım ancak olamıyormuşum şeklinde tarif eder.

Gebelikte görülen karın ağrısı ve rahatsızlığın en önemli nedenlerinden birisi rahimi yerinde tutan bağların gerilmesidir. Rahim büyüdükçe onu yerinde tutan ve çevreleyen zarlarda gerilmeye neden olur. Bu gerilme kişi tarafından ağrı şeklinde algılanır. Bu tür ağrılar bıçak saplanır tarzda şeklinde tanımlanır. Gerilme ağrıları her dönemde görülebileceği gibi en sık 12-20. haftakar arasında saptanır. Tek tarafta ya da her iki yanda görülebilir. Ani bir hareket ya da gerinme ile ortaya çıkabilir. Bu ağrıların herhangi bir klinik önemi yoktur.
Öte yandan kabızlık ve mide yanması da zaman zaman karın ağrısına neden olabilir. Hamileliğin ileri dönemlerinde büyüyen rahimin yarattığı basınç nedeni ile kaburgaların alt kısımlarınd ada ağrılar hatta acı hissedilebilir. Yine ileri dönemlerde braxton hicks kasılmaları olarak adlandırılan rahim kasılmaları da ağrıya ya da karında rahatsızlığa neden olabilir. Bebeğin sürekli bir noktaya vurması da o bölgede hassasiyete yol açabilir.

Büyümüş olan uterus zaman zaman çevre dokulara ve sinirlere basınç yaparak ağrıya yol açabilir. Kasıklarda ve bacaklarda karıncalanma iğnelenme şeklinde his değişiklikleri fark edilebilir.

Bunlar gebelik sırasında normalde görülebilecek ve herhangi bir önemi olmayan ağrılardır. Ancak karın ağrısı çok değişik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir ve hem bebeğin hem de annenin sağlığını tehdit eden bir durum olabilir.

Örneğin belirli aralıklarla gelip giden ve karının alt kısmında şiddetli kramplar şeklinde hissedilen ağrılar düşüğün ya da erken doğumun belirtisi olabilir. Yine çok erken dönemde karın ağrısı dış gebeliğin bir belirtisi olabilir. Son dönemlerde ise plasentanın erken ayrılması, ya da preeklampsi belirtisi olabilir.

Bunlar dışında gebelik ile ilgisi olmayan nedenler de karın ağrısına yol açabilir. Apandisit, böbrek taşı, idrar yolu enfeksiyonu, dejenere olan miyomlar, hatta mide delinmesi bile karın ağrısı şikayeti ile kendini belli eder. Bu nedenle her ne tür olursa olsun karın ağrısı şikayetiniz ortaya çıktığında mutlaka doktorunuzla irtibata geçmeli ve onun görüşünü almalısınız.

Hazırlayan: Dr. Alper MUMCU

Gebelikte Takvim Yöntemi

Takvim yöntemi nasıl uygulanır?

Güvenilir olmamasına ve önerilmemesine rağmen en sık kullanılan yöntemlerden biridir. Gebe kalma olasılığının bulunduğu günlerde cinsel ilişkiye girmekten kaçınarak uygulanan bir yöntemdir. Adet siklusları çok düzenli olan kadınlarda bir adet siklusunda ovulasyondan (yumurtlamadan) önceki ve sonraki yedi gün risklidir. Yumurtlama iki adet kanamasının tam ortasında 13-15. günlerde gerçekleşir. Düzenli adet siklusları olan bir kadın adet kanamasının başlangıcından itibaren 6-22 günler arasında toplam 16 günü riskli kabul edebilir.

Ovulasyonun (yumurtlamanın) gerçekleştiği nasıl anlaşılır?

Vücut sıcaklığını ölçmek, rahim ağzı salgısındaki değişiklikler, vücuttaki hormonal dalgalanmayı gösteren testler ve ovulasyon ağrısı ile ovulasyonun gerçekleşip gerçekleşmediği anlaşılabilir. Fakat ovulasyon gününü belirleyerek o günlerde cinsel ilişki de bulunulmaması güvenilir bir yöntem değildir.

Doğum Kontrol Hapları Hakkında Her Şey

Doğum kontrol hapı nedir?
Kombine doğum kontrol hapları günde bir kez alındığında gebeliği önleyen, östrojen ve progesteron hormonlarını içeren preparatlardır.

Kombine doğum kontrol haplarının etki mekanizması nedir?

Doğum kontrol hapları;

- Ovulasyonu (yumurtlamayı) engelleyerek gebeliği önler. Hapların içerdiği östrojen (kadınlık hormonu) FSH ve LH hormonlarının beyinden salınmasını engelleyerek yumurtlamayı önlerken, progesteron hormonu yumurtanın çatlamasını tetikleyen LH hormonunun beyinden salınımını baskılar.

- Endometrium olarak adlandırılan rahmin iç tabakasının yapısını değiştirerek embryonun (döllenmiş yumurtanın) rahme tutunması engeller.

- Hapların içerdiği progesteron rahim ağzındaki salgının koyulaşmasına neden olarak spermlerin yukarı doğru yüzmelerini engeller.

Doğum kontrol haplarının koruyuculuğu ne kadardır?
Düzenli kullanıldığında doğum kontrol haplarının koruyuculuğu %99.9 dur. Cerrahi kısırlaştırma yöntemlerinden sonra en güvenilir doğum kontrol yöntemidir.

Doğum kontrol hapları nasıl kullanılır?
Doğum kontrol hapları çoğunlukla 21 tanedir. Adet kanamasının başlaması ile ilaca başlanır. İlacın paketi üzerinde gösterilen sıra ile her gün bir hap alınır. İlacın her gün aynı saatte alınmasına dikkat edilmelidir. Haplar bittikten birkaç gün sonra adet kanaması başlar. Hapların kullanımına 7 gün ara verildikten sonra tekrar başlanılmalıdır.


Doğum kontrol haplarını kullanırken nelere dikkat edilmeli?
- İlaca adet kanamasının başlamasından sonra ilk yedi gün içinde başlanmalı.
- İlaç her gün yaklaşık aynı saatte alınmalı.- Her sabah bir gün öncesinin ilacının alınıp alınmadığı kontrol edilmeli.
- Doğum kontrol hapı kullanırken alınan diğer ilaçlar doktora danışılmalı.- Doğum kontrol hapı kullanırken sigara içilmemeli.
- Her yıl jinekolojik muayene, smear incelemesi (rahim ağzından alınan sürüntü örneğinin patolojik incelemesi) ve meme muayenesi yapılmalı.
- İlk ay ara kanama olursa normal karşılanmalı. Fakat ara kanama 2. ayda tekrarlarsa ilaç kesilerek doktora başvurmalıdır.


Doğum kontrol hapları hangi durumlarda kesinlikle kullanılmaMAlıdır?
- Tromboflebit gibi pıhtılaşma problemleri ve damar hastalıkları
- Kalp hastalıkları ve yüksek tansiyon- Karaciğer tümörleri ve aktif karaciğer hastalığı
- Meme kanseri
- Anormal vajinal kanama
- Gebelik veya gebelik şüphesi
- 35 yaşın üzerinde ve sigara içen kadınlar


Doğum kontrol haplarının kullanılmasının sakıncalı olabileceği diğer durumlar nelerdir?
- Orak hücreli anemi
- Böbrek yetmezliği
- Doğum sonrası ilk altı hafta
- Diabet (şeker hastalığı)
- Planlı cerrahi işlemler önce
- Epilepsi
- Safra kesesi hastalıkları ve tıkanıklığa bağlı sarılık
- Aşırı sigara tüketimi (günde 20 ve daha fazla sigara)
- Migren baş ağrıları

Doğum kontrol haplarının ne gibi yan etkileri vardır?
Doğum kontrol hapları bulantı, baş ağrısı, ara kanama, adet kanamasında azalma, deride lekelenme, göğüslerde ağrı ve dolgunluk, kilo artışı, mizaç değişikliği ve depresyon gibi yakınmalara yol açabilir. Bu yakınmaların bir kısmı birkaç ay içinde azalır. Yakınmalar ortaya çıktığında hekime bildirilmelidir.

Doğum kontrol hapları hakkındaki yanlış inanışlar nelerdir?
Doğum kontrol haplarının doğumsal anomalilere, kısırlığa, cinsel yetersizliğe, vücutta irileşmeye neden olduğu ve kullanımdan sonra bir süre ara verilmesi gerektiği inanışı doğru değildir.

Doğum kontrol hapı kullanılmasının rahim, yumurtalık ve meme kanseri ile ilişkisi var mıdır?
Yapılan çalışmalar doğum kontrol hapı kullanılmasının rahim ve yumurtalık kanserine yakalanma ihtimalini azalttığını göstermiştir. Yapılan bazı çalışmalar 5 yıl ve daha uzun süre doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda, rahim ağzı ve meme kanseri görülme sıklığının arttığını göstermiştir. Bu bulgular kanıtlanamadığı için bu konuda yapılan çalışmalar devam etmektedir.

Doğum kontrol hapı kullanırken gebe kalınması bebeğin gelişimini olumsuz etkiler mi?
Doğum kontrol hapı ile korunan kadınların hapları kullanmaya devam ederken veya kestikten hemen sonra gebe kalmaları, bebeğin sağlığını olumsuz etkilemez. İlacı bıraktıktan sonra ilk ay içinde gerçekleşen gebeliklerde ikiz görülme ihtimali fazladır.

Doğum kontrol hapı kullanılması ileride elde edilecek gebeliklerin düşükle sonlanma ihtimalini arttırır mı?
Doğum kontrol hapı kullanmış kadınlarda düşük ve ölü doğum yapma riski daha azdır. Doğum kontrol hapı ile korunan kadınlarda ileride elde edilecek gebeliklerde anomalili bebek (anormal bebek) doğurma riski de artmaz.

Emziren kadınların doğum kontrol hapı kullanmasında sakınca var mıdır?
Doğum kontrol haplarının sütün miktarını ve besin değerini azalttığı gösterilmiştir. Doğum sonrası doğum kontrol hapı kullanan annelerde emzirme süresinin de kısaldığı düşünülmektedir. Emzirirken doğum kontrol haplarının kullanılmasıyla ilgili diğer bir kaygı da içerdikleri hormonların bebeğe geçerek zarar verme ihtimalidir, fakat bu doğrulanamamıştır. Bu dönemde minipill olarak adlandırılan sadece progestin içeren hapların kullanılması önerilir.

Doğum kontrol hapları enfeksiyonlara karşı korur mu?
Doğum kontrol haplarını 12 aydan fazla kullanan kadınlarda pelvik inflamatuvar enfeksiyonların (karın içine yayılan genital enfeksiyonların ) görülme sıklığının azaldığı saptanmıştır. İlacın etkisi ile koyulaşan rahim ağzı salgısı mikropların vajinadan rahme ve daha yukarı doğru ilerlemesini önler. Doğum kontrol haplarının cinsel temas yolu ile bulaşabilen enfeksiyonlara karşı koruyucu etkisi yoktur.

Doğum kontrol haplarının koruyuculuğu ne zaman başlar?
Hapın kullanımına adetin ilk günü başlanırsa hapın koruyuculuğu o ay (adet siklusu) başlar. Doğum kontrol hapı kullanımına daha geç başlanıldığında o adet siklusu boyuncu prezervatif gibi ek korunma yöntemleri uygulanmalıdır.

Doğum kontrol hapı kullanırken hap içilmesi unutulduğunda ne yapılmalıdır?
Eğer tek bir hapın alınması unutulmuşsa en kısa zamanda unutulan hap içilmeli ve takip eden haplara normal sırası ile devam edilmelidir. Bu durumda ek bir doğum kontrol yöntemi uygulanmasına gerek yoktur.

Eğer ilaç kullanımının ilk iki haftası içinde arka arkaya 2 gün hap alınması unutulursa takip eden iki gün ikişer tane hap alınır ve 7 gün prezervatif gibi ek bir doğum kontrol yönteminin kullanılması önerilir.

Eğer ilacın üçüncü haftasında iki hap veya herhangi bir zamanda ikiden fazla hap kullanılmazsa yeni paket ilaca başlanmalı ve bir hafta boyunca ek bir doğum kontrol yöntemi kullanılmalıdır.

Doğum kontrol hapı kullanılmasının faydaları nelerdir?
Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda kürtaj ve cerrahi sterilizasyona gerek kalmaz. Rahim ve yumurtalık kanseri daha az görülür ve dış gebelik riski azalır. Adet kanamaları düzenli ve daha az ağrılıdır. Adet kanamaları azalır ve anemi (kansızlık) daha az görülür. Yumurtalık kanallarının iltihabı, endometriozis (karın içine kanamalar yapan bir kadın hastalığı), yumurtalık kistleri, iyi huylu meme hastalıkları, damar sertliği ve eklem romatizmasına daha az görülür ve kemik yoğunluğu artar.

Doğum kontrol haplarının tedavide kullanıldığı durumlar var mıdır?
Adet dışı düzensiz kanamalar ve adet düzensizlikleri, adet ve yumurtlama ağrısı, sivilce ve aşırı tüylenme, hormon eksikliğine bağlı adet görememe, adet öncesi gerginlik sendromu, yumurtalık kistlerinin tedavisi ve endometriozisden korunma amacı ile doğum kontrol hapları kullanılabilir.

Kadınlarda Üreme ve Gebelik

Gebeliği etkileyen jinekolojik hastalıklar; Üreme organlarının durumu ve hastalıkları gebeliği direkt olarak etkiler. Planlanan gebelik öncesinde hekiminize danışarak kullandığınız doğum kontrol yöntemini ne zaman bırakmanız gerektiğini öğrenebilirsiniz.

- Myomlar: Myom küçük ise genellikle gebeliğin sağlıklı bir şekilde devam etmesini engellemez. Gebelik döneminde myomlar büyüyerek rahim ağzını kapatıp doğumu güçleştirebilir, bu durumda sezaryen ile doğum önerilir. Büyük myomlar erken doğum riskini arttırır. Gebelik öncesinde ultrasonografik inceleme ile myomlar belirlenerek gerekli önlemler alınır. Büyük myomlar gebeliğin elde edilmesini de engeller.

- Endometriozis: Karın içine kanamalar yapan bu hastalık gebe kalmayı güçleştirebilir. Gebelik elde edildikten sonra sağlıklı devam eder ve gebelik döneminde endometriozis hastalığı iyileşir.

- Önceden geçirilmiş jinekolojik operasyonlar: Önceden geçirilen operasyonlar bazen skar (nedbe) dokusunun gelişmesine neden olabilir, bu durumda gebe kalmak zorlaşabilir ve düşük ihtimali artar. Günümüzde gelişmiş operasyon teknikleri uygulandığında bu komplikasyonlar nadir görülür. Rahim ağzındaki operasyonlar sonrasında elde edilen gebeliklerde rahim ağzı yetmezliği görülebilir, olabilecek düşüklere karşı gerekli önlemlerin alınması gerekir.


Kullanılan doğum kontrol yöntemi:
- Doğum kontrol hapı; kullanan kadınlar ilacı kestikten sonra birkaç ay içinde gebe kalabilirler. Doğum kontrol hapı ile korunan kadınlar hapları kullanmaya devam ederken veya kestikten hemen sonra gebe kalabilirler, bu durum bebeğin sağlığını olumsuz etkilemez. İlacı bıraktıktan sonra ilk ay gerçekleşen gebeliklerde ikiz görülme ihtimali fazladır.

- Rahim içi araç; kullanılması hiç çocuğu olmayan kadınlara önerilmez. Rahim içi araçlar enfeksiyonlara neden olarak infertiliteye yol açabilir. Rahim içi araç varken gebe kalırsanız hekiminiz rahim içindeki yerleşimini belirleyerek rahim içi aracı çıkarıp çıkarmamaya karar verir. Rahim içi araç varken elde edilen gebeliklerde ikinci üç aylık dönemde düşük görülme ihtimali artar.

Önceki gebeliklerde görülen sorunlar:
- Dış gebelik; Dış gebelik öyküsü olan kadınların daha sonraki gebeliklerinde dikkatli olmaları gerekir. Bir sonraki gebelikte de dış gebelik görülme ihtimali %10’dur. Ağrının eşlik ettiği vajinal kanama ve lekelenmelerde hemen hekime başvurulması gerekir.

- Düşük; Gebeliklerin %15-20’si düşükle sonlanır. Bir kadının iki gebeliği düşük ile sonlanırsa araştırılması ve tekrar gebelik elde edilmeden düşük nedenine göre tedavi edilmesi gerekir.

- Önceki gebeliklerinde gebeliğe bağlı; diabet (şeker hastalığı), hipertansiyon, pre-eklempsi (gebelik zehirlenmesi), Rh uyuşmazlığı, erken doğum, düşük doğum ağırlıklı ve büyüme geriliği olan bebek veya ölü doğum öyküsü olan kadınlar detaylı olarak incelenerek gebelik öncesinde ve gebelik döneminde gerekli önlemler alınmalıdır.

Üreme Organlarında Görülen Enfeksiyonlar; Üreme organlarında görülen enfeksiyonlar gebe kalmayı veya elde edilen gebeliğin sağlıklı devam etmesini engelleyebilir. Gebe kalmadan önce anne adaylarının bu enfeksiyonlar açısından kontrol edilmesi gerekir.

- Klamidya enfeksiyonu: Çok yaygın olarak görülen bu enfeksiyon kadın ve erkeklerde herhangi bir yakınmaya neden olmayabilir. Tespit edildiğinde antibiyotikler ile kolaylıkla tedavi edilebilen bu enfeksiyon yeni doğanda ciddi göz enfeksiyonlarına ve zatürreye neden olabilir. Klamidya enfeksiyonlarına neden olan mikroorganizma cinsel temas dışında havuzlardan, saunalardan bulaşarak rahim ağzına yerleşir. Anne adayları, yumurtalık kanallarında tıkanıklıklara neden olarak infertiliteye ve dış gebeliğe de yol açabilen klamidya enfeksiyonu açısından gebelik öncesinde incelenmelidir.

- Üreoplazma ve mikoplazma enfeksiyonları: Yaygın görülen bu mikroorganizmalar yeni doğan bebeğe geçmez. Gebelik dönemindeki enfeksiyonlar düşüğe, erken doğuma ve bebeğin doğum kilosunun düşük olmasına neden olabilirler.

- Gonore (Bel Soğukluğu): Cinsel temas yolu ile bulaşan bu mikroorganizma vajinal akıntı, karın ağrısı ve ateşe neden olabilir. Mikroorganizma kana karışarak eklem ağrılarına, deri döküntülerine ve menenjit gibi ağır tablolara da yol açabilir. Gebelik sırasında alındığında yayılarak ağır enfeksiyonlara neden olur. Erken doğum, bebekte gelişme geriliği ve doğum sırasında bulaşarak körlüğe, menenjite ve eklem iltihabına yol açabilir. Doğum sonrasında yeni doğanların gözlerine gümüş nitrat solüsyonu damlatılarak göz enfeksiyonları engellenir.

- Sifilis (Frengi): Günümüzde nadir görülen bir enfeksiyon olan sifilis gebelik döneminde geçirildiği taktirde düşük, ölü doğum, yeni doğanda zeka geriliği, körlük ve sağırlığa neden olabilir.

- Herpes (Uçuk) Enfeksiyonları: Uçuklara neden olan herpes viruslarının 2 tipi vardır. Gebeliğin erken dönemlerinde geçirilen enfeksiyonlar düşüğe neden olur. Herpes virus enfeksiyonları bir kez alındıktan sonra vücutta inaktif olarak kalır ve tekrarlama eğilimindedir. Anne adayı bu virus ile ilk kez gebeliği sırasında karşılaşırsa bebek daha fazla etkilenebilir. Normal doğum sırasında aktif herpes enfeksiyonu olan gebelerin bebeğe enfeksiyonu geçirme riski % 50’dir, bu bebeklerde beyin iltihabı ve körlük görülür.

- Pelvik Enflamatuvar Hastalık: Sık görülen ve hastalığı geçiren kadınların %15’inde infertiliteye neden olabilen ciddi bir enfeksiyondur. Vajinadan rahim ve tüplere yayılarak yapışıklıklara ve infertiliteye neden olan bu enfeksiyona birçok bakteri yol açabilir. Pelvik enflamatuvar hastalık dış gebeliğe de neden olabilir.

- İdrar Yolu Enfeksiyonları: İdrar yolu enfeksiyonları tedavi edilmediği taktirde anne adayına ve bebeğe zarar verir. Anne adayları, düşüğe, erken doğuma, bebekte gelişme geriliğine ve ani bebek ölümüne neden olan bu enfeksiyonlar açısından gebelik öncesi dönemde değerlendirilmeli ve teşhis edilen enfeksiyonlar tedavi edilmelidir.

Gebelik öncesindeki kontrolde anne adayından tüm bu enfeksiyonların değerlendirilebilmesi için gerekli örnekler alınarak testler yapılmalıdır.

Soğuk Algınlığına İyi Gelen Besinler

Soğuk algınlığına karşı güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olabilmek için mutlaka beslenmenizi kontrol etmelisiniz.
Havalar soğudukça etrafımda soğuk algınlığı ve grip olan danışanlarımın sayısı artıyor. Bir çoğu grip aşısı yaptırmasına rağmen yine de bu hastalıktan korunamayabiliyorlar. İlaçlar gıdanız değil gıdalar ilacınız olsun diyen Hipokrat'ın bu meşhur sözü gerçekten çok anlamlı. Bu sebeple size bağışıklık sistemi için önemli bazı besinleri daha detaylı anlatmak istedim. Bunlar günlük beslenmenizin içinde kolaylıkla yer verebileceğiniz besinler.

Domates suyu; C vitamininden zengin olan domates suyu, hem soğuk algınlığıyla savaşmanıza hem de hastalığı daha kolay atlatmanıza yardımcı olur ve burnunuzun akmasına neden olan histaminin aktivitesini azaltır. Domates suyu ayrıca beta karotenden de zengindir ve içinde buluna bu madde enfeksiyonlarla savaşan hücrelerin üretimini artırır.

Ayçiçeği tohumu; E vitamini alabilmek için yarım çay bardağı tüketmeniz yeterli olabilir. E vitamini antioksidan etkisiyle solunum sistemi enfeksiyonlarını ve soğuk algınlıklarına karşı koruyucu etki yaratır. İmmun yani bağışıklık sistemini güçlü tutar.

Sarmısak; immun sistem için gerekli olan hücrelerin korunması ve yeniden yapılandırılmasını sağlar. Sarmısak son yıllarda yapılan birçok çalışma ile etkili bir besin olduğunu kanıtlamıştır. Sadece bağışıklık sistemi için değil birçok hastalık riskine karşı koruyucu etkisinden yararlanabilmek için yemeklerinizde mutlaka sarımsak kullanmalısınız.

Yoğurt; bir yıl süre ile takip edilen bireylerde yapılan bir çalışmanın sonucuna göre günde 1 su bardağı yoğurt yiyen kişilerin yüzde 25 daha az soğuk algınlığı ile karşılaştığı bulunmuştur. Bazı araştırmalar ise yoğurdun virüslerin vücutta çoğalmasını engellediğini göstermiştir. Son zamanlarda ise iyice gündemde olan probiyotik yoğurtlar ise bağırsak florasını koruyarak bağışıklık sisteminin gelişmesinde yardımcı rol alır. Kefir de yine ayni etkiyi vermektedir. Bu nedenle beslenmede mutlaka yer alması gerekmektedir.

Yağsız biftek; çinko için mükemmel bir kaynaktır ve hastalıklara karşı savunmada önemli rol alır. Kırmızı et demir bakımından zengin bir besindir. Bu nedenle haftada 1- 2 kez yağsız kırmız et tüketmelisiniz. Hiçbir besini tamamen hayatınızdan çıkarmayın önemli olan çeşitlilik ve tükettiğiniz miktardır yağsız bifteği sebzelerle pişirerek besin değerini daha da fazla arttırmanız mümkün

Ton balığı ; omega 3 yağ asitleri bakımından zengindir ve beyaz kan hücrelerini arttırarak inflamasyonu azaltmaya yardımcı olur. Ton balığı ayrıca çinko, E vitamini ve selenyum içinde iyi kaynaklardır. Salata ile tercih edebilir, sandviç yapılabilir veya makarnaya sos olarak tercih edilebilir.

Bağışıklık sisteminde egzersizin rolü; Haftanın beş günü orta seviyede 45 dakika egzersiz yapan kadınlar soğuk algınlığı bakımından haftada sadece bir gün streching yapanlara göre daha düşük risk altında. C vitamininin bağışıklık sistemimizde önemli bir rolü olduğu bilinen önemli bir antioksidandır. C vitamini vücutta depolanmaz bu nedenle mutlaka her öğün alınması gerekir. Özellikle sigara içen kişilerin içmeyenlere göre yaklaşık iki kat daha fazla C vitamini alması gerekir.

Diğer antioksidanlar E vitamini ve selenyum birlikte alındıklarında bağışıklık sisteminin etkinliğinin artmasına yardımcı olur.Güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olabilmek için mutlaka beslenmenizi kontrol etmelisiniz. Dengesiz ve yetersiz beslenme sonucu bağışıklık sistemi zarar görür, bu durum hastalık riskini artırır. Ağırlık denetimi, yeterli ve dengeli bir beslenme programı, aktif bir yaşam biçimi bağışıklık sistemini güçlendirir.

28 Kasım 2007 Çarşamba

Evde Yapabileceğiniz Cilt Maskeleri

İşte size, mutfağınızda bulunan ya da çarşıda bulabileceğiniz malzemeleri kullanarak yapabileceğiniz birkaç maske önerisi...

Bütün maskeler yüzde kuruma işlemine dayanır ve "yıkanan" ve soyulan" olmak üzere ikiye ayrılır. Suyla çıkarılanlar yüzü daha iyi temizlerler.

Çoğunda kil, kum türü bir madde olan silikon bulunur. Bunlar yağı, kiri emerler. Bazı maskelerde de sakızlar, proteinler vardır. Bunlar bir yapışkan etkisiyle çıkarıldıkları zaman, cilt üstündeki kiri ve bazı ölü hücreleri de beraberlerinde götürürler. Bu tip maskeler yıkananlar kadar iyi temizleyici değillerse de aynı derecede iyi canlandırıcıdırlar. Ne tipte maskeyi, ne kadar sıklıkla uygulayacağınız ise tamamen cildinizin cinsine bağlıdır.

Eğer cildiniz yağlıysa, maskeyi haftada iki kez uygulayabilirsiniz. Cildiniz normal ise haftada bir kez, kuru ise yine haftada bir kez uygulayabilirsiniz; fakat kuru ciltler için mutlaka nemlendirici özelliği olan bir maske uygulamalısınız. Bu arada sakın vücudunuzu da ihmal etmeyin - nemlendirici özelliği olan-maskeleri vücudunuza da çekinmeden uygulayabilirsiniz. İşte size, mutfağınızda bulunan ya da çarşıda bulabileceğiniz malzemeleri kullanarak yapabileceğiniz birkaç maske önerisi:

Avokado Maskesi
Kış mevsiminin sert etkisini yüzünüzden silebilmek için ideal çözüm. Püre haline getirilmiş avokadoya bir iki damla zeytinyağı ve limon suyu ekleyin. Yüzünüze sürüp on dakika bekleyin. Avokado maskesi yüzünüzdeki pürüzlü tabakayı yok etmekle kalmayıp ayrıca sağlıklı bir cildin ihtiyacı olan vitaminleri de sağlayacak ve cildi besleyecektir.

Yulaf Ezmesi Maskesi
Cildin derinlemesine temizlenmesini ve siyah noktalardan kurtulmanızı sağlamak için birebirdir. Bu maske ayrıca ciltteki gözeneklerin içerisine dolan pislikleri temizleyip, fazla yağlanmayı da önler. Bu etkileri sağlamak için pişmiş yulaf ezmesini yüzünüze sürün, 15 dakika kadar kurumasını bekleyin. Daha sonra yüzünüzü ılık suyla temizleyin. Bu maskeyi vücudunuza da uygulayabilirsiniz. Cildinizdeki değişikliği hemen fark edeceksiniz.

Gül Maskesi
İtici bir görünüme sahip, pul pul dökülen kuru bir cilde sahipseniz bu görünümden kurtulmanızı sağlar. Kurutulmuş gül yapraklarını ufalayarak süt, mısır nişastası ve bir parça bal ile karıştırın. 15 dakika beklettikten sonra, bu karışımla yüzünüze yavaş yavaş masaj yapın. Bu masaj sayesinde cildiniz yeteri kadar neme sahip olacaktır.

Nane Maskesi
Yorgun yüzünüzü canlandırmak için idealdir. Püre haline getirilmiş yarım muz ile, 1/4 (büyük boy) fincan elma suyunu karıştırın ve üç damla nane yağı ilave edin. Sonra bu karışımı yüze sürülebilecek hale getirmek için, içerisine mısır nişastası ekleyin. Hazırladığınız karışımı yüzünüzde en az on dakika bekletin ki, ölü cildiniz tekrar canlansın. Böylece uykusuz gecelerin hakkından kolaylıkla gelebilirsiniz.

Yoğurt Maskesi
Ciltteki çok ince çizgileri onarıcı güce sahip asitler içerir. Yoğurda iki kaşık bira mayası ekleyip, yüzünüzde on dakika bekletin. Sonuç: Pürüzsüz bir cilt.

Ceviz Maskesi
Ölü hücrelerle kaplı bir cilde yeniden hayat verir, çünkü ceviz ölü hücreleri yok eder. Cevizleri iyice öğütün, içine bir kaşık bal, bir kaşık portakal suyu ve dört kaşık da süt ekleyin. Bu karışımı on dakika yüzünüzde bekletin ve masaj yapın. Bu masaj pul pul görünümden kurtulmanızı sağlayacak. Bu işlemin ardından yüzünüzü ılık suyla durulamayı da unutmayın...

Evlilikte Cinselliği Canlandırmak İçin

O imzayı attıktan sonra sanki ne heyecan kalıyor, ne de romantizm. Her şey adeta bir kurallar zincirine bağlanıyor ve kendiliğinden bir yerlere doğru gidiyor. Peki aşkınızın tekrar alevlenmesi için neyi bekliyorsunuz?

Evlilikte aşkı taze tutabilmek elinizde.Bir umutla kurduğunuz evliliğiniz monoton bir hal aldığında, küçük önlemlerle aşkınızı geri kazanabileceğinizi unutmayın. Evlenene kadar hiçbir problem yaşamayan çiftlerin çoğu, evlendikten sonra her anlaşmazlığın ve tartışmanın kaynağını evlilik kurumuna bağlıyor. Belki de Evlenmeseydik bunlar başımıza gelmezdi" diye düşünüyor. Ancak aşkı öldüren evlilik değil, kişilerin kendileri.

Egosunu ihmal etmeyin
Aşk ve cinsel çekim çok güçlü, fakat bir o kadar da narin duygulardır. Hepimiz beğenilmek ve çekici görünmek istemez miyiz? Erkekler de kadınlar gibi kendilerine aşık olunmasından, güzel sözlerden çok hoşlanırlar. Ancak düşüncesiz davranışlar ya da kırıcı sözler, bırakın aşkı geri getirmeyi, var olan ilişkinizi de çok çabuk zedeleyebilir. Her eş ona ne kadar yumuşak ve sevgi dolu davranılırsa davranılsın, eleştirilmekten endişe duyar.

Hayata ilgi gösterin
Genelde eşlerinden ayrılan kadınlar hayata daha güçlü sarılmaya başlar. Kendilerini işlerine verip, güzelliklerine dikkat eder. Bunun için boşanmayı bekliyorsanız, hata edersiniz. Tüm bunları evliyken de yapabilmelisiniz.

Yeni konulardan bahsedin
İster iş arkadaşlarınızla geziye, ister dil ya da dans kursuna gidin. Ama mutlaka kendiniz için bir şeyler yapın. Böylece eşinize anlatacağınız farklı konularınız olur.

Tartışmayın, konuşun
Eşinizle konuşmaktan korkmayın. Bu sayede hoşlanmadığınız durumları ve problemlerinizi anlamasına yardımcı olursunuz. Onu iğnelemeden, kendi durumunuzdan ve hissettiklerinizden bir-iki cümleye bahsetmeniz yeterli olacaktır. Sizi biraz olsun anlarsa, ilişkiniz daha güzel hale gelir.

Eşinizi değil, kendinizi değiştirin
Onu değiştirmek istedikçe yorulduğunuzla kalırsınız. Gerçek şu ki, kadınlar problemleri konuşarak çözmek isterken, erkekler çok konuşmayı sevmezler. Bu yüzden her şeyi tekrar dile getirmek yerine, davranışlarınızla ona yol gösterin.

Ona akıl hocalığı taslamayın
Kapanmış ya da geçmişte kalmış konuları tekrar tekrar gündeme getirerek keyifsizlik yaratmayın. Ayrıca her konuya yorum getirip fikrinizi söylerken, her söylediğiniz doğru kabul etmesini beklemeyin.

Onun kurallarını da gözetin
Elbette sağlıklı bir ilişkide baskın rolün eşit dağılmış olması esastır. Ancak arada bir küçük numaralar yapmak yararınıza olabilir. Her zaman ille de eşit olmak için çabalamayın. İletişim kurarken kendisini iyi hissetmesini sağlamak, tamamen sizin yararınıza olur ve işinizi kolaylaştırır.

Çözüm üretin ve pozitif olun
Bir sorunla karşılaştığınızda, kimim suçlu olduğunu bulmaya çalışmaktan vazgeçin. Sadece çözüme yoğunlaşın ve çözümü konuşun. Karşılıklı suçlamalar ve imalar hem çözümü zorlaştırır, hem de aşkınızı.

İnce Belli Olmak İsteyenler

Belinizin kalınlığından mı şikayetçisiniz ya da daha seksi bir görünüm mü istiyorsunuz? İşte işe yarayacak birkaç öneri.

Belinizi çepeçevre saran o yağ kütlesinden kurtulmak istiyorsanız, önce yediklerinizi kontrol altına almanız gerekiyor; ama egzersiz de şart. Çünkü bu bölgedeki yağlardan yavaş yavaş kurtulsanız bile, egzersiz yapmadan istediğiniz düz ve sıkı görünüme kavuşmak biraz zor görünüyor. Ya da diyelim ki aslında bel bölgesinde kilo fazlası olmayan mutlu kişilerdensiniz ama bu bölgenin daha güzel ve seksi görünmesini istiyorsunuz. Çözüm yine aynı: Egzersiz. Öte yandan egzersiz yapmak, yağları eritmek için yerlerde yuvarlanıp tonlarca mekik çekmenin de çekilir yanı yok. Peki ne yapmalı? İşte size 3 egzersiz. Bu egzersizler sayesinde beliniz incelecek, sırtınız güçlenecek ve omurganız esneyecek. Böylece daha uzun boylu ve zarif görünürken, forma da girmiş olacaksınız.

Egzersizlerden randıman almak için haftada üç ila dört kez yapmanızı öneriyoruz. Ayrıca egzersiz esnasında karın, sırt ve bacak kaslarınızı sıkın.

• Yere uzanıp sol yanınız üzerine yatın. Sağ ayağınızı fotoğraftaki gibi sol ayağınızın üzerine atın ve sağ elinizi başınızın arkasına koyun. Eliniz ileri bakacak şekilde dirseğinize dayanarak güç alın. Dirseğinizle omzunuzun bir hizada olmasına dikkat edin. Şimdi yere değen kolunuzdan destek alarak kalçanızı ve bacaklarınızı yerden kaldırın.

• Yavaş yavaş alçalın ama yere değmeyin. 10 tekrar yaptıktan sonra bacak değiştirip tekrarlayın.

Egzersiz esnasında öne eğilmeyin, omuzlarınızı kambur tutmayın
• Yere oturun. Dizlerinizi kendinize doğru çekin ve ayaklarınızı yerden kaldırmayın. Şimdi bir ila bir buçuk kiloluk bir dambılı iki ucundan tutun ve kollarınızı göğüs hizasında ileri doğru uzatın.

• Kollarınızı düz tutup sol bacağınızı kaldırırken, karın kaslarınızı sıkarak gövdenizle sola dönüp dambılı aşağı indirip yere yakın tutun. Başlangıç pozisyonuna dönüp sonra sağ yanınıza dönerek devam edin. Sağ-sol değişimini yaparak 10 tekrar yapın.Yere oturup bacaklarınızı sol yanınıza doğru kırın ama kendinizi kasmadan, rahatça oturun. Bu esnada sağ ayağınız da sol dizinize değsin. Sol baldırınızı sol elinizle tuttuktan sonra, sağ kolunuzu yukarı uzatın. Kendinizi zorlamadan sol yanınıza doğru esnerken sağ elinize bakın. Diğer yanınızla tekrarlayın.

Sağlıklı Zayıflamak İçin Hangi Besinler Tüketilmeli

Zayıflamak için mutlaka yemeniz gereken besinler var. İşte diyet yaparken yemeniz gereken çok önemli besinler…

Semizotu: Kanı temizler, idrar söktürür, sinir krizleri ve beyin yorgunluğunu geçirir, böbrekteki kum ve taşı döker. Tüm bunların yanı sıra şeker hastalarının susuzluğunu azaltır, kilo vermeye yardımcı olur.

Havuç: Kilo alıp vermemizde temel olan kan şekeri dengemizin korunması, aldığımız besinlerin glisemik endekslerine bağlıdır. Havuç, yüksek glisemik endeks içeren bir besin olmakla birlikte belli aralıklarla ve doğru şekilde tüketildiğinde sağlıklı beslenmede yerini alabilir. En doğrusu çiğ ya da haşlayarak tüketmektir. Gözler için çok faydalı olan havuç, mide ve bağırsak kanamalarında da etkilidir. Ayrıca damar sertliğini engeller, akciğer kanseri riskini düşürür.

Brokoli: Brokolinin içerdiği beta karoten, yemek borusu, mide, bağırsak kanserlerinin riskini azaltıcı etkiye sahiptir. Brokoli ayrıca, B1 ve C vitaminleri, kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerir.

Patlıcan: Kalp çarpıntısını giderir. Patlıcanın ayrıca pankreas, karaciğer ve böbrekleri kuvvetlendirici, idrar söktürücü etkileri bulunmaktadır.

Enginar: Karaciğer ve kalbin en iyi dostu olan enginar, kanı temizler ve yorgunluğu giderir. Ayrıca kalp adalelerini kuvvetlendirir, kolesterolü düşürür, mide ve bağırsakları dezenfekte ederek ishali durdurmaya yardımcı olur.

Bezelye: Kansızlığı gideren ve pekliği geçiren taze bezelyenin, kan kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Tıpkı havuç gibi glisemik endeksi yüksek bir besindir.

Fasulye: Taze fasulye, pankreas bezesini, böbrekleri, karaciğeri ve kalbi kuvvetlendirdiği gibi, albümin ve şeker hastalığına karşı etkilidir.

Ispanak: Demir yönünden zengin ıspanak, diğer yapraklı sebzelere nazaran daha çok protein içerir. Ispanak suyu, soğuk algınlıklarına karşı direnç sağlar, hemoroid rahatsızlığına iyi gelir, kalp adelelerini güçlendirir. Ispanak ayrıca, kemikleri ve dişleri sağlamlaştırır.

Türlü Yemeği: Bu hafta meyve ve sebzeler dünyasındaki yolculuğumuza bunların birleşiminden oluşan hem besleyici hem de lezzetli bir yemekle nokta koyalım istedik.

Malzemeler: 1 adet kabak, 1 adet patlıcan, biber, bamya, fasulye, sarmısak, soğan, tuz ve baharatlar...

Yapılışı: 1 yemek kaşığı sıvı yağda 1 adet soğanı ve sarmısakları kavurduktan sonra domates (salça yerine) ve biberi ekleyin. Daha sonra sebzelerinizi de tencereye atıp üzerine bir miktar su ve tuz (isterseniz baharat) ekleyin.

Sağlam hafıza için ıspanak: Sebze ve meyvelerde bulunan antioksidan maddeler sinir hücrelerinin zedelenmesini önler. Araştırmalara göre diyetlerinde özellikle ıspanak ve böğürtlen bulunan kişilerde yaşıtlarına göre daha az hafıza kaybı görülmektedir.

Mide dostu Lahana: B, C, E vitaminleri ve potasyum içeren lahananın, şeker ve romatizma hastalıklarına karşı faydalı olduğu biliniyordu. Yapılan son araştırmalarda lahanada bulunan U vitamininin de mide ve bağırsakların iç yüzeyini koruduğu ve yaraların iyileşmesini sağladığı ortaya çıktı.

En Sık Yapılan Makyaj Hataları

Güzel görünmek için makyaj yapıp, istediğiniz sonuca bir türlü ulaşamıyorsanız, makyajı yanlış yapıyorsunuz demektir. En sık yapılan beş hata ve çarelerine bakın, mükemmel görünüme kavuşun.

Sabah kalkıp da aynaya baktığınızda karşılaştığınız yorgun yüzden kurtulmanın en kolay yoludur makyaj. Sadece yorgunluktan kurtulmanın yolu da değil, olan güzelliğinizi ön plana çıkarmak ve kendinizi iyi hissetmek de cabası. Bu nedenle de makyajın doğru yapılması şart. Size yakışan, yüzünüze uygun ve yüzünüzün en güzel kısımlarını ortaya çıkaran bir makyajla tüm günü kendinizden emin bir şekilde geçirebilirsiniz. Bu noktada sık yapılan makyaj hatalarını bilmek bunlara engel olmada işinize yarayabilir.

Eyeliner'ınız gözlerinizi küçük gösteriyor
Hata: Eyeliner'ı hem üst, hem de alt kripik diplerinize kalın bir şekilde sürdünüz.
Ne Yapmalı: Göz makyajında üst kirpik diplerinize odaklanırsanız, istediğiniz iri göz etkisini elde edebilirsiniz. Kalemi ya da eyeliner'ı içten dışa doğru belirgin bir çizgi halinde çekin. Alt kirpik diplerini boyarken kalemi fazla bastırmayın ve sert çizgileri pamuk ya da eyeliner fırçasıyla dağıtarak yumuşatın.

Dudaklarınızın etrafında halkalanma oluyor
Hata: Ya dudak kaleminizin rengi fazla koyu, ya da rujunuz, dudak kaleminden daha çabuk siliniyor. Bu nedenle de dudaklarınız çizilmiş ama içi boş bir şekilde kalıyor ve bu da gayetkötü körünüyor.

Ne Yapmalı: Dudağınızın kendi rengine en yakın renkte bir dudak kalemini dıştan içeri doğru sürün. Çerçevelemeyi doğru yapmak için önce sol kenardan başlayıp ortaya geldikten sonra, aynı işlemi sağ tarafla da tekrarlayın. Daha sonra aynı işlemi alt dudağınız için de uygulayın. Ardından boyadığınız bölgenin içini gene dudak kalemiyle doldurun. Böylece, üste ruju da sürdüğünüzde, boyanın dudaklarınızdan silinmesi hem daha yavaş, hem de eşit şekilde olacaktır.

Yüzünüzün rengiyle boynunuzun rengi farklı tonlarda
Hata: Fondöteninizin tonunu yanlış seçmişsiniz.
Ne Yapmalı: Öncelikle kozmetik satan bir mağazaya gidip birkaç farklı formül ve renkte fondöten deneyerek işe başlayın. Mükemmel ton, sürüp yaydığınızda, cildinizin rengiyle bütünleşip kaybolandır. Çoğu kozmetik firmasının bu iş için hazırlanmış rehberlerinden de faydalanabilirsiniz.

Kirpikleriniz topak topak
Hata: Ya çok fazla rimel sürdünüz, ya da kuruduğu için düzgün sürülemiyor.
Ne Yapmalı: Yeni bir rimelle bu sorunu çözebilirsiniz. Ambalajı açılıp kullanılmış rimellerin ömrü genelde üç aydır. Ayrıca boyayı sürmeden önce, fırça üzerindeki fazla boyayı tüpün kenarına sürerek alın. İki kat sürmek yeterli olacaktır. Kirpiklerinize yapışan küçük boya parçacıklarını bir kirpik tarağıyla tarayarak temizleyin.

Yanaklarınızda kırmızı çizgiler oluşmuş
Hata: Çok fazla allığı yanlış yere sürüyor, ya da yanlış fırça kullanıyorsunuz.
Ne Yapmalı: Allığı, allığın ambalajı içindeki kendi minik fırçasıyla sürmeye çalışıyorsanız, bundan vazgeçib. Bunun yerine kocaman kalın bir fırça kullanıp, fırçaya bulaşan fazla allığı silkeleyin. "Peynir" deyip, allığı doğrudan elmacık kemiklerinize sürüp, şakaklarınıza doğru yayın.

Sedef Hastalığı

Sedef Hastalığı Nedir?
Sedef hastalığı, cilt hücrelerinin çok hızlı bir şekilde yenilenmelerine neden olan ve özellikle cilt hücrelerinin devamlı olarak oluşturulduğu yerlerde pul pul dökülmeler ve kırmızı plaklar şeklinde kendini gösteren bir hastalıktır. Sedef hastalığının nedeni kesin olarak bilinmemektedir, ancak hastalık bulaşıcı değildir.

Ciltte oluşan kırmızı plaklar veya “lezyonlar”ın yanı sıra, tırnaklarda sedef hastalığından etkilenebilir, ve psoriatik artrit olarak bilinen, artritin özel bir çeşidi de ortaya çıkabilir. Sedef hastalığıyla birlikte yaşamak stresli olabilir, ancak çoğu durum hafif düzeydedir ve tedavi edilebilir.Pek çok tedavi yöntemi, sedef hastalığının semptomlarının başarılı bir şekilde kontrol altına alınmasına yardımcı olmaktadır.

Sedef Hastalığı Çeşitleri Nelerdir ?
Sedef hastalığının şiddeti, görüldüğü bölgeler, ve görünüşü, çeşidine bağlı olarak değişiklik gösterir. Plak tipi psöriazis en yaygın formudur, her beş sedef hastasından dördünde bu tip görülür. Bunun dışında, guttate, püstüler, ters sedef hastalığı çeşitleri ise daha az yaygındır, eritrodermik psöriazis ise çok nadir görülür.

Plak psöriazis: Ölü derinin ince tabakalar halinde veya pul pul dökülmesine ve kırmızı plaklar oluşmasına neden olur. Plak psöriazis rahatsızlığı olan kişilerin ciltleri genellikle kurudur ve ciltlerinde çatlaklar oluşur.

Guttate psöriazis: Guttate psöriazis, genellikle ciltte küçük kırmızı lekeler olarak kendini gösterir, ve birkaç hafta veya birkaç ay içinde kaybolur. Bu sedef hastalığı çeşidi, kol ve bacaklarda, gövdede veya başta görülür, ve bazen çocukluk veya adolesan dönemde geçirilen bir bakteriyel enfeksiyon guttate psöriazisi tetikleyebilir. Hastalığın görüldüğü bölgelerde oluşan plaklar, plak tipi sedef hastalığındaki kadar kalın değildir.

Fleksural psöriazis: Genellikle aşırı kilolu kişilerde görülür ve deride kıvrımların fazla olduğu bölgelerde ortaya çıkar. Özellikle koltuk altı ve kasıklarda, sürtünme ve terleme ters psoriazis oluşumunu artırabilir.

Eritrodermik psöriazis:Çok nadir görülen ve ağrılı bir sedef hastalığı çeşididir. Deride geniş bir alana yayılır ve ateşli bir görünüm oluşur. Bu psoriazis formu oldukça ciddi bir durumdur ve acil olarak tıbbi tedavi gerektirir.

Sedef Hastalığı ve Artrit
Her üç sedef hastasından birinde psoriatik artrit gelişmektedir. Yapılan bir araştırmaya göre, sedef hastalarının kortikosteroid kullanmaları psoriatik artrit riskini artırıyor; hamilelik ise bu riski düşürüyor.

Psoriatrik artrit: Psoriatik artrit, eklemler zarar görmeden önce, erken dönemde tedavi edilmelidir. Eklemlerde ağrı, şişlik, ve hareket güçlüğü görülebilir. Ellerdeki ve ayakalardaki küçük eklem yerlerinde daha sık ortaya çıkar, ancak büyük eklemlerde risk altındadır. Bu semptomların dışında, diğer artrit çeşitleri sabah tutukluğuna neden olabilir.

Sedef Hastalığının Nedenleri Nelerdir ?
Sedef hastalığının nedeni tam olarak bilinmiyor, ancak sedef hastalığı bulaşıcı değildir. Sedef hastalığının görülme riski, genetik etkenlere, ve enfeksiyon, güneş yanığı veya ilaçlar gibi dış etkenlere bağlıdır.

Yapılan araştırmalarda, bazı genlerin sedef hastalığı riskini artırdığı, ancak genetik olarak sedef hastalığına yatkın bazı kişilerde ise hastalığın hiçbir zaman ortaya çıkmadığı belirlenmiştir.

Sedef hastalığı, hem erkeklerde hem kadınlarda her yaşta görülebilir, ancak yetişkinlerde daha sık ortaya çıkar. Sedef hastalığındaki en büyük risk faktörü, genetik yatkınlıktır. Eğer ailenizden yakın bir kişide sedef hastalığı varsa, sizde de görülme riski oldukça yüksektir. Sedef hastalarının yaklaşık üçte birinin kan bağlantısı nedeniyle bu hastalığa yakalandıkları bilinmektedir.

Çevresel faktörler de oldukça önemlidir. Soğuk iklimlerde yaşayan kişilerde sedef hastalığı görülme riski daha fazladır, ve genellikle erken yaşlarda ortaya çıkar. Etnik kültür ise sedef hastalığı riskini etkileyen diğer bir faktördür.

Sedef Hastalığı Belirtileri ve Semptomları
Deride kuru, kırmızı plaklar sedef hastalığının en belirgin semptomlarından biridir. Deri kendini normalden daha hızlı yeniler, ve bunun sonucunda fazla deri hücreleri kalın bir katman oluşturur. Sedef hastalarının yaklaşık yarısında, tırnaklarda çukur, pul pul dökülme, veya renk değişimine neden olan düzensiz tırnak büyümesi görülür. Sedef hastalarının küçük bir bölümünde ise artrit semptomları ortaya çıkabilir.

Sedef hastalığı küçük kırmızı tümsekler şeklinde ortaya çıkar ve daha sonra büyük plaklara dönüşerek pul pul dökülmeye başlar. Hastalığın görüldüğü bölgeler genellikle simetriktir, yani bedenin her iki tarafında aynı yerde ortaya çıkar. Kafa derisi, yüz, kollar, eller, bacaklar, kasıklar, ayaklar, ve derinin kıvrımlar oluşturduğu bölgeler sedef hastalığına karşı daha hassas yerlerdir.

Diğer Durumlar Hakkında
Pek çok durum cildinizin görünüşünde değişikliğe yol açabilir. Eğer cildinizde meydana gelen bir değişiklikle ilgili kaygılarınız varsa, doktorunuzla görüşerek cildinizde oluşan durumu net olarak tanımlayabilir ve doktorunuz uygun tedavi yöntemini belirleyebilir.

Değişik kırmızı noktalar ve cilt durumları, bulundukları yere, rengine, ve görünüşüne göre ayırt edilebilir. Kırmızı ve kuru bir cildin nedeni genellikle, enfeksiyonlar, gül hastalığı, veya tahriş edici maddeler olabilir. Seboreik dermatit, deride kepek ve kabuklu sarı plaklar oluşmasına neden olur ve genellikle sedef hastalığıyla karıştırılır. Reiters Sendromu ve Lupus (Sistemik Lupus Eritematozus), sedef hastalığına benzer cilt durumları ve artrit oluşumuna neden olabilirler.

Bunlara ek olarak, pek çok durum ve mantar enfeksiyonları, tırnakların sedef hastalığındakine benzer bir görünüşe sahip olmasına neden olabilir.

Doktora Ne Zaman Gitmeli?
Semptomlar uzun süredir devam ediyorsa, ve cildinizde oluşan rahatsızlık yayılma gösteriyorsa doktorunuzla görüşmelisiniz. Kaşınan veya pul pul dökülen kırmızı ve kuru bir cilt; üzerinde çukurlar oluşmuş veya rengi değişmiş tırnaklar; veya göz enfeksiyonunun eşlik ettiği eklem ağrıları mutlaka doktor muayenesi gerektiren semptomlardır.

Ayrıca, alerjik reaksiyonlar, melanoma, lupus, ve kaposi sarkomu acil tedavi gerektiren durumlardır. Eğer ateşiniz varsa, cildinizde koyu renkli tümsekler veya noktalar oluşmuşsa, bir ilaca karşı reaksiyon meydana gelmişse, veya ciltte görülen değişikliklerle beraber eklem ağrılarınız da varsa, mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz.

Ağrılı eklem semptomları pek çok durumda ortaya çıkabilir, ancak iki haftadan daha uzun bir süre devam eden eklem ağrıları, sabah tutulmaları, şişlik veya hareket kabiliyetinin kısıtlanması durumunda doktorunuzla görüşmeniz gerekir.


Sedef Hastalığının Tanısı
Sedef hastalığı ve diğer cilt hastalıklarının ayırt edilmesi için, doktorunuz öncelikle cildinizde hastalığın görüldüğü bölgeyi, tırnaklarınızı, ve başınızı inceleyecektir. Cildinizden alınacak küçük bir örnekle, hücreler mikroskop altında incelenebilir. Ayrıca, doktorunuz şu anki ve geçmişteki sağlık durumuzla ilgili sorular yöneltebilir.

Eğer eklemlerinizde ağrı veya tutulma varsa, doktorunuz fiziksel veya x ışınıyla muayene edebilir. Eklem sıvısından veya kanınızdan alınacak bir örnekle, diğer artrit çeşitlerinin olup olmadığı belirlenebilir.

Benler Hakkında Bilmemiz Gereken Her Şey

Büyüyen Benlerinizi Kontrol Edebilirsiniz
Cildinize dikkat ediyor musunuz ?
Araştırmalar, vücutlarındaki şüphe uyandıran değişiklikleri düzenli olarak kontrol edenlerin melanom nedeniyle ölüm oranlarının, kontrol etmeyenlere göre %44 daha az olduğunu göstermiştir. Yapılan bir araştırmada, melanom vakalarının %75’inin, hastaların kendileri tarafından ya da hastaların ailelerinden birisi tarafından fark edildiği görülmüştür. Melanom derinin alt ve üst kısmına doğru kalınlaştıkça daha tehlikeli bir hale geldiği için, erken teşhis edilmesi, kurtulabilmek için şarttır.

Cilt kanseri erken teşhis edilirse iyileşme ihtimali yükselir. Eğer hastalık tespit edilmezse ve tedavi edilmezse, kötüleşir ve hayati tehlike yaratmaya başlayabilir. Melanom, 20 ila 30 yaşlarındaki, habis tümör nedeniyle hayatını kaybeden kadınlar arasında en çok görülen ölüm nedenidir.

Bazal Hücreli Kanser
Cil kanseri cildin görülen kısmı epidermiste başlar. Bu sayede uyarıcı işaretler, kolaylıkla tespit edilebilir.
Tanım: Bu nonmelanom cilt kanseri, epidermisin en alt tabakasında (bazal tabaka) oluşur. Bunlar yavaş gelişen tümörlerdir ve vücudun diğer bölümlerine nadiren yayılır. Bazal hücreli kanser, yassı hücreli kanser ve malign melanomdan daha az ölümcüldür. Fakat doğru şekilde tedavi edilmeyen tümörler zamanla önemli hasarlara ve deformasyona neden olur.

Vaka: Cilt kanserlerinin yaklaşık %75’i bazal hücreli kanserdir. Eğer doğru şekilde tedavi edilirse %95 ihtimalle iyileşir. En çok görülen cilt kanseri türüdür.

Görünüm: Genellikle yassıdır. Kırmızı, pembe veya beyaz renkli, pul pul görünür ya da küçük, parlak bir kabarıklıkla kendini belli eder. Ayrıca üstü kabuklu olabilir veya iyileşmeyen bir yara içerebilir. Tümörlerin çoğu güneş ışınlarına maruz kalan kafa ve boyun derisinde ortaya çıkar.

Yassı (Skuamöz) Hücreli Kanser
Tanım: Bu nonmelanom cilt kanseri türü epidermisin üst kısmında oluşur. Bu tümörlerin derinin altındaki dokulara yayılma ihtimali, bazal hücreli karsinomlardan (habis tümöral kütle, kanser) daha fazladır ve bazal hücreli kanserin aksine, vücudun başka bölümlerine yayılabilir. Ancak bu kanser türü, çok nadiren vücudun diğer organlarına dağılır.

Vaka: Yassı hücreli kanserinin oranı cilt kanserlerinin yaklaşık %20’si kadardır ve her yıl yaklaşık 2.300 kişinin ölümüne neden olur. Ancak doğru tedaviyle yassı hücreli kanserin iyileştirilebilme olasılığı %95’tir. En çok görülen ikinci kanser türüdür.

Görünüm: Sert yüzeyli, büyümekte olan bir yumru gibi ya da üzeri pul pul, yassı, kırmızımsı ve yavaş büyüyen bir parça gibi görünebilir. Kafa, yüz, boyun, eller, kollar gibi güneş ışığına maruz kalan yerlerde oluşur.

Malign Melanom
Tanım: Ciltte pigmenti (melanin) üreten melanositlerde oluşmaya başlar, en ölümcül cilt kanseridir. Malign melanomlar kolay yayılabildiği için mutlaka tedavi edilmelidir.

Vaka: En az görülen kanser türü olmasına rağmen, artış halindedir. Erken teşhis edilirse melanomun iyileşme ihtimali yüksektir.

Görünüm: Uyarı işareti vermeden ortaya çıkabilir, bir bende ya da benin yanında gelişebilir. Erken aşamadaki melanom biçimsiz, iltihaplı veya yassı biçimde yayılan bir ben gibi görünür.

"Bu tür kanserin işaret ve belirtilerini farkedebilmek için “AKRÇY”yi hatırlayın."

Asimetri: Benin bir yarısının boyutu diğer yarınınkinden farklıdır.
Kenar düzensizliği: Benin çevresi düzgün değildir, girintili çıkıntılıdır.
Renk: Pigmentasyon düzenli değildir, bu durum derinin içinde yayılabilir.
Çap: Benin çapı 6 mm.’den fazladır. (Bir kalem silgisinden daha büyüktür).
Yükselti: Ben, derinin üstünde büyür, tırtıklı bir yüzeye sahip olur.

Bu özelliklerden biri ya da hepsi birlikte, malign melanom belirtilerindendir.

Derinizi 6 Adımda Kontrol Edin
Artık nelere dikkat etmeniz gerektiğini biliyorsunuz ve cildinizdeki, kanser belirtisi olabilecek değişiklikleri fark edebilirsiniz.


Öncelikle, sizin için normal olanının ne olduğunu bilmelisiniz. Eğer cildinizi daha iyi tanırsanız, oluşabilecek değişiklikleri daha çabuk fark edersiniz. Doğum lekelerinizin, çillerinizin, benlerinizin, kusurlarınızın yerlerini öğrenin ve genel durumlarının nasıl olduğunu bilin.

Cildinizi kendi kendinize kontrol etmenizin amacı, vücudunuzun her tarafını görebilmektir. Bunun için iyi aydınlatılmış bir odaya, boy aynasına, el aynasına ve fön makinesine ihtiyacınız vardır. Banyo uygun bir yer olabilir. Dilerseniz size yardımcı olabilecek birisi sayesinde cildinizi daha kolay tetkik edebilirsiniz.

1. Aynadan vücudunuzun ön ve arka kısımlarına bakın.
2. Sağ ve sol taraflarınıza bakın. Kollarınızı kaldırın ve dirseklerinizi bükün. Koltuk altlarınıza, ön kolunuza, üst kolunuzun arka tarafına ve avuç içlerinize bakın.
3. Oturun ve bacaklarınızın ve ayaklarınızın arkasına, tabanına, ayak parmaklarınızın arasına bakın (Yüzüstü yatarken tabanlarınızın güneş ışınıyla yanabileceğini düşünün.)
4. Boynunuzun arkasını ve kafa derinizi kontrol edin. Fön makinesini kullanarak tüm kafa derinizi inceleyin.
5. El aynasını kullanarak sırtınızı ve kalçalarınızı kontrol edin.
6. Cildinizdeki şüpheli görünen benlerin fotoğraflarını çekin. Bu fotoğrafları saklayın ve bir sonraki tetkikinizde, fotoğraflarını çektiğiniz benlere bakarak değişiklik olup olmadığına dikkat edin.

Değişiklikler Kötüye İşaret Olabilir
Benlerdeki ve lekelerdeki değişiklikler, özellikle de dikkat çekici büyüme, kanserli hücrelerden kaynaklanıyor olabilir. Eğer vücudunuzu muayene ediyorken ya da fotoğraf çekiyorken, herhangi bir değişiklik fark ederseniz bir dermatoloğa ya da doktora danışın. Her cilt kanseri aynı görünmez ve ciltte meydana gelen değişiklikler kanserin kesin işaretleri değildirler. Ancak üç temel cilt kanserinin ana belirtileri şunlardır:

• Farklı renkli herhangi bir büyümenin olması
• Bir ben ya da yumru gittikçe büyüyorsa, dokusu ya da rengi değişiyorsa
• 3 ay içinde iyileşmemiş bir yara

Cilt kanseri vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkabilse de genellikle yüz, boyun, eller ve kollar gibi sürekli güneşe maruz kalan yerlerde oluşur. Melanomlar kadınlarda ve erkeklerde vücudun farklı yerlerinde ortaya çıkar. Erkekler gövdelerine, kadınlar ise bacaklarına özellikle dikkat etmelidirler.

Aynanızla Barışın

Cilt kanseri, erkeklerde, kadınlardan üç kat daha fazla görülmesine rağmen araştırmalar, erkeklerin kişisel cilt muayenelerini çok daha az yaptıklarını göstermektedir.

Düzenli olarak zaman ayırarak cildinizi muayene etmeniz önemlidir. Bunu ayda bir kere yapabilirsiniz Cildinizi muayene ettiğiniz günlerin ve benlerin, lekelerin fotoğraflarını çektiğiniz zamanların kaydını tutmanız faydalı olur.

Cilt kanserini belirlemenin bir başka yöntemi de profesyonel bir tetkiktir. Eğer cilt kanserine neden olabilecek başka özellikleriniz varsa bunu da uzmanınıza iletin, böylece kapsamlı bir cilt kanseri muayenesi yapılabilir.

Cilt kanseri diğer tüm kanser türlerinden daha yaygındır ve her yıl, tüm kanser türlerine yakalananların sayısı artmaktadır. Ancak çoğu kanser türünün aksine, tüm çeşitleri kolayca teşhis edilebilir ve hastalığın erken evresinde iyileştirilebilir. Önemli olan hastalığın başlangıç döneminin özelliklerini öğrenmeniz ve düzenli olarak cildinizi kontrol etmeyi alışkanlık haline getirmenizdir.

Diğer Olasılıklar Nelerdir ?

Bazen kanserli cildin durumunu, kanserli olmayan cildinkinden ayırt edebilmek zordur. Aşağıdaki cilt durumları kanserli değildir ancak bunu belirleyebilmek için uzman bir doktorun muayene etmesi gerekir.

Aktinik keratoz: Kalın, katı, pullu, kırmızı, kahverengi cilt kalınlaşmaları
Cherry angiomas: Küçük, yumuşak, kanserli olmayan, kiraz kırmızısı kabarıklıklara denir.
Seborrheic ceratoses: Genellikle göğüste ve sırtta oluşan tehlikesiz, açık kahverengiden siyaha kadar farklı renkleri olan kabarıklıklara denir.
Sebaceous hyperplasia: Yaygın, zararsız, yuvarlak, ten renginde ya da sarı renkte olan berelere denir, genellikle yüzde ortaya çıkar.

Cilt Yaşlanmasına Dur Deyin

Hayat boyunca cildimiz birçok değişikliğe uğramaktadır.Herkes hayata, cildini yumuşak, pürüzsüz ve elastik yapan bol miktarda kolajen ve elastin maddeleri ile sağlıklı ve genç başlar.

Ayrıca genç insanların ciltlerinde, deri altındaki ince bir yağ tabakası sayesinde hafif bir tombulluk görülür. Belki de hepsinden önemlisi güneşin cildi etkileyen birçok özelliği daha kendini göstermemistir.

Bunlara rağmen, zamanın etkisi, kişisel sağlıklı yaşam ve çevrenin etkileri cildin yaşına bir kanıt olarak gelmektedir. İnsanların günlük yaşam stillerinde yaptıkları seçimler, çevrenin etkileri, cilt sağlığında çok önemli roller oynamaktadir.

Bazı kesin seçimler yaşlanma sürecini hızlandırdığından, insanlarin bu bilgileri görüp, kendi ciltleri için en uygun olan yollari seçip uygulamaları, onların yaşlanma sürecinde daha sağlıklı, genç ve güzel bir cilt görünümüne sahip olmalarını saglayacaktır.

Yaşlanan Cilt Belirtileri
Normal bir ciltte dokudan kalınlığa ve canlılığına kadar birçok değişiklik oluşmaktadir. Bu değişimlerin ne derecede ve ne hızda olacakları ise kişiden kişiye değişmektedir.
Cilt yaslanmasinin en temel belirtilerinden bazilari ise,

—Kirisikliklar
—Sarkmalar
—Cansizlasmasi
—Deri altindaki yagin kaybedilmesi
—Ciltte sert bir görünüm
—Cildin soluklasmasi, göz altinda siyah halkalarin belirmesi gibi pigmentler
—Deri üzerinde kabartili lekeler belirmesi, renginin solmasi, normal olmayan kizarikliklar olusmasi
—Dokuda olusan pürüzler
—Asiri kuruluk
—Daha kolay zedelenmesi ve hasar görmesi
—Zedelenmis kan damarlari sayisinda artis
—Lekelerin, beneklerin, benlerin ve yas yüzünden olusan yipranmanin fazlalasmasi
—Yaralarin daha geç iyilesmesi, kapanmasi.

Bunlarla beraber, bazi durumlarda ciltte yaslanma biyolojik ve kaçinilmazdir, aliskanliklar ve yasam stili bunda bir rol oynamayabilir.

Cilt Yaşlanmasında Fizyolojik Faktörler
Birçok fiziksel etken de cilt yaşlanması sürecinde etkin rol oynar. Cildin dış görünüşünü ve biyolojik işleyişini etkilerler. Bu etkilerin bazılar ise,

—Deri altındaki yağın kaybedilmesi: Kişi yaşlandıkça, cildi tombul ve canlı gösteren, dermis ve epidermisin altında bulunan yagğ tabakasi, çok incelmeye baslar. Yüz kemikleri dışarıya çıkık ve daha görünür hale gelir. Örnek olarak yanaklar daha dolgunluğunu kaybeder ve sıska, kuru bir hale gelirler.
—Dokunun rengini kaybetmesi: Yıllar geçtikçe cilt melanin üretme yetisini kaybeder. Bu olay da dokunun rengini kaybetmesi, cildin daha renksiz görünmesine neden olur. Cildin kusursuzluğu kaybolur, göz altında siyah halkalar belirir, zedelenmis kılcal damarlar ve lekeler daha gözle görülür hale gelir.
—Hücre Yenilenmesinin azalması: Kişi yaşlandığında, cildin doğal onarım mekanizması, gençliğinde olduğu gibi düzenli çalışamaz hale gelir. Cilt yaslandıkça kolajen ve elastin proteinleri azalır. Bu olay beraberinde kırışıklıkları getirir ve cildin elastik özelliğini kaybetmesine neden olur. Yerçekiminin de rolü ile cilt geriye doğru çekilmeye ve zayıflaşmaya baslar. Gözle görülür anlamda bu göz çevresinde, çene kısmında, boyunda ve üst omuz bölgelerinde sarkmaya sebebiyet verir.
—İyileşme sürecinin yavaşlaması: Yaşlı bir cilt, genç bir cilde göre daha ince, narin ve hassastır. Oluşabilecek hasarlara ve yaralar daha eğilimlidir, savunması zayıftır. Yaşlanmayla beraber bağışıklık sisteminin işleyişi de zayıflamakta oldugundan, cilde gelecek hasarların iyileşmesi daha uzun bir süreçte olur.
—Artan kuruluk: Ter ve yağ bezelerinin yaşlanmayla beraber azalması sonucunda cilt daha kurulaşmaktadır.
—Kan dolaşımının yavaşlaması: Zayıf ve ağır bir kan dolaşımı süreci yaşlanmayla beraber doğal bir şekilde oluşmaktadır. Cilde taşınan oksijen ve besinlerin azalması ve yavaşlaması sebebiyle cilt daha donuk ve cansız görünür hale gelir.
—Östrojenin azalması: Kadınlarda menopoz ile beraber gelen, östrojen hormonun azalması nedeniyle cilt ayrıca zayıflar ve kurulaşır, kaşınmalar ve yanmalar daha fazlalaşır.

Günes ve Cilt Yaşlanması
Bir insanin kendi cildine en çok zarari vermek için yapabilecegi en temek eylem güneste koruma olmadan fazla süre kalmaktir.Asiri günes isigi altinda kalmak deri kanserinin bütün türlerine davetiye çikardigi gibi, bunlarin içinde en ciddi ölümcül olani melanoma (ben kanseri) riskini de çok fazla arttirmaktadir.

Günes isigi altinda çok fazla kalmak deri kanserleri riskini arttirmakla beraber, foto-yaslanma (photoaging) ismi verilen cildi oldugundan daha yasli göstermesine sebep olan bir çesit rahatsizliga da yol açmaktadir.

•Kirisikliklarin hizla olusmasi, yasla beliren lekelerin artmasi, pigment degisimleri.
•Cildin dokusunda olusan sertlik ve kati bir görünüm.

Foto-yaslanma yasayan insanlarin birçogu, 30 yasindan önce günes isigi altinda korumasiz sekilde fazla kalmaktan günes yaniklari yasamis kisilerdir. Günes isiklari kirisikliklarin olusmasindaki rolün %90 ile %95’ i arasinda bir çogunlugunu olusturur. Pigment degisimleri ve getirdigi zararlarin da %100’ü günes isiklari yüzündendir. Günes isiginda fazla kalmak ayrica çil ve beneklere, kuruluga, akneye, kanserli bir cildin ön olusumlarina ve cildin bagisiklik sisteminin zayiflamasina neden olur.

Zararlı Işınlar
Günes, iki çesit morötesi (ultraviyole,UV) radyasyon yaymaktadir. Bunlar foto-yaslanma ve deri kanserlerine neden olan UVB ve UVA isinlaridir.

•Uvb isinlari, Uva isinlarina göre daha kisa mesafeli ve zayif isinlar olsa da, cildin ön yüzey katmanlarina nüfuz ederler, günes yaniklari olustururlar ve kisinin genetik yapisina (DNA) zarar verirler.
•Uva isinlari daha uzun mesafeli ve güçlü isinlardir. Cildin alt katmanlarina dek nüfuz ederler. Kök hücreleri etkilerler ki, bu zararli cilt yapisinin olusmasina ve cildin genetik yapisina (DNA) zarar verirler. Bu süreçte, vücuttaki kolajen proteini azalmakta ve cilt daha ince güçsüz, pürüzlü ve kirisikliklarla dolu olmaya baslamaktadir. Asiri günes isiginda sadece birkaç dakika kalmak bile kolajen üretimini zarara ugratmaktadir.

Arastirmalar bir zamana kadar sadece Uva isinlarinin deri kanserleri olusumune etki ettigini düsünürlerdi. Son zamanlarda yapilan yeni arastirmalar ve çalismalar sonucu hem Uva isinlarinin hem de Uvb isinlarinin ikisinin birden deri kanseri olusumunda büyük rol oynadiklari belirlendi. Iki tip isin da cilde zarar vermektedir. Cildin kendini yenileme sisteminin çalismasina zarar vermekte ve böylece deri kanseri olusumun riskini arttirmaktadirlar.
Bronzlasmak zarar verir

Uva isinlarina maruz kalmak cildi esmerlestirmektedir. Fakat bu esmerlesme cildi tahris etmekte ve zarar vermektedir. Ayni zamanda vücudun kendini, günesin radyasyonundan korumak için asiri derecede melanin üretmesine neden olur. Saglikli esmerlesme diye bir kavram yoktur.

Sigara Kullanimi ve Cilt Yaslanmasi
Asiri günes isigi altinda kalmaktan sonra cildin en büyük ikinci düsmani sigara içmektir. Akciger kanseri için olusturdugu tüm riskleri bir kenara birakirsak, sigara içmek cildin çok hizli bir sekilde yaslanmasina neden olur. Cildin erken kirismasi, kolajen proteinin üretiminin engellenmesi, ciltteki oksijen ve besin degerlerinin yok edilmesi gibi etkileri bulunmaktadir.

Kirisiklar
Sigara içmek vücuttaki kolajenin tekrar üretimine engel olur, ciltteki suyu yok eder, göz ve agiz çevresinde çizgiler olusmasina, o bölgelerin büzüsmesine neden olur. Ayrica elastin üretimini de zarar ugrattigindan cildin esnekligini kaybettirir.

Cansizlasma
Nikotinin kan damarlarini daraltmasi ve cilde giden oksijen ve besin degerlerinin minimuma indirmesi nedeniyle sigara içenlerin cansiz ve soluk benizli bir dis görünüsleri olmaktadir.Ayrica sigara içme yüzünden vücutta artan karbon monoksit, ciltteki oksijeni yok etmektedir.

Hasarlar
Sigara içmek akcigerleri ve diger organlari tahrip etmektedir, ayni zamanda vücudun C vitamini depolarini yok etmektedir. C vitamini, cildin kendini onarmasi için gereken vitaminlerden biridir ve sigara içmek bunu engellemektedir. Ayrica sigara içerken olusan asirici sicaklik da cildi tahris eder.

Cilt Yaşlanmasında Çevrenin Etkileri
Çevresel hava kirliligi, cildimizi ayni sigaranin verdigi zararlara benzer sekilde etkilemektedir.Cildi etkileyen hava kirliligi örnekleri ise ;


•Ozon : He ne kadar ozon üst atmosferdeki Uv isinlarinin dünya yüzeyine inmesinde bir koruma görevi yapiyor olsa da, alt atmosferde çevre kirliligine yol açmakta olan bazi olusumlar içinde bulunmaktadir.
•Karbon Monoksit: Fabrikalardan ve arabalardan havaya karisan bol miktardaki karbon monoksit elementi yüzünden cildimizin oksijen almasi engellenmekte ve soluk bir yapiya bürünmesine neden olmaktadir.
•Diger etkenler: Toz ve kir ciltteki gözenekleri tikar. Ayrica çevre kirliligi sirasinda havada az miktarda bulunan bazi kimyasallar da cildin erken yaslanmasina neden olmaktadir.
Ayrica içinde bulundugunuz iklim sartlari da cildinize etki etmektedir. Örnek olarak kuru bir iklim, cildinizin de kuru kalmasini saglar ve bu erken cilt yaslanmasina neden olur. Soguk, serin iklimler de ayrica cildin hassasligini ve kurulugunu tetikler.

Cilt Yaşlanmasını Oluşturan Diğer Etkenler
Aşağıda belirtilenler, cildimizi kötü etkileyen faktörler olarak sayılabilir. Cildin erken yaşlanmasına neden olurlar.
•Zayıf beslenme
•Egzersiz yapmamak
•Alerjiler
•Aşırı alkol tüketimi
•Az uyku
•Aşırı stres
•Hamilelik, menopoz, ergenlik çagı gibi dönemlerde, vücuttaki hormon üretimindeki dalgalanmalar.