30 Aralık 2007 Pazar

Etkili Ruj Kullanmanın Sırları

Boya, hafif renk ve parlaklıklarıyla bilinen az miktarda sade pigment ( boya maddesi) içeriyorlar ve az miktarda kapsamlarını sunuyorlar. Onlar oldukça sadeler, onları uygulamak için bir aynaya bile ihtiyacınız yok.

Görünüm: Doğallık, belirgin renkleri ve parlak çeşitleriyle ıslak bir görünümü önemsemiyor.

His: Sade olanlar hafif ve kaygan olurlar, dudaklarda uzun süre kalamazlar.

En iyi ruj markaları: M*A*C Lipgloss, Chanel Glossimer, Yves Saint Laurent Rouge Pur Transparent, Christian Dior Marshmallow Gloss, L'Oréal Rouge Pulp Liquid Lip Color, Kiehl Lip Gloss, Clinique Almost Lipstick, Trucco Lipstains, Stila Lip Polish, Clarins Sheer Lipstick, Max Factor Ultralucent Lip Polish, Origins Lip Gloss, Lancome Sheer Magnetic Lipstick, Lorac Lip Gloss, Laura Mercier Healthy Lips'dir.

Dudaklar İçin Tavsiyeler: Sade bir dudak kalemi sürmeden önce hafif veya sade bir kalem ile dudaklarınızı renklendirin, dudaklarınızda bu çok daha uzun süre kalacaktır. Parlaklıklar, eskiden buzlu olarak bilinirlerdi, şuan daha güzeldirler ve göze çarpmazlar. Tüp içerisinde daha çok metalik, inci gibi görünürler veya ışıkları renk renk yansıtırlar, ama dudaklarda kuvertür yumuşacıktır ve göze çarpmazlar.

Görünüm: Parlaklıklar, dudakların parlaklığı yakalayabilmesi için ışığı yakalar ve yansıtırlar.

His: Parlaklıklar, biraz mika ve reflektörü içerir. Bu akım versiyonu hafif inceliği, pürüzsüzlüğü ve kremayı hisseder.

En iyi dudak ürünleri
Lancome Rouge Absolu, Prescriptives Mattina, Origins Frost Bites, Origins Shimmer Sticks, Laura Mercier Lip Color, Stila Allover Shimmer, Chanel Rouge Lumiére, Bobbi Brown Essentials Shimmer Lip Gloss, Hard Candy Lip Gloss Cubes (metalikler).

28 Aralık 2007 Cuma

Cildin Pul Pul Dökülmesi

Cildinizdeki ölü hücreler kötü görünür ve zamanla dökülür. Bunlardan kurtulmak için biraz bakım yapmanız yeterli...

Cildiniz pul pul mu oluyor?
Bu gibi durumlarda cildinizin üzerindeki ölü hücreleri nazikçe sürterek temizlemelisiniz. Soyucu uygulamalar cildinizdeki kırışıklıkları gizlemenize ve gidermenize yardımcı olurken, cildinize bir pembelik de verebilir.

Cildinizi ölü hücrelerden arındırmak için bunları yapın!
- Vücudunuzu duşta ya da küvette ıslatın.

- Soyucu özelliği olan sentetik lif, sünger ya da eldiven kullanın.

- Soyucu özelliği olan bir temizleme ürününü süngerin, lifin ya da eldivenin üzerine serpin. Bazı temizleyiciler % 25 oranında volkanik taş tozu içerir. Bunlar yağlı cilt için yararlıdır. Buna rağmen aşırı temizleyici kullanımı yağ bezlerinin aşırı üretimine de neden olabilir. Bu nedenle dikkatli ve doğru miktarda uygulamak gerekir.

- Sünger ya da lif kullanarak dairesel hareketlerle cildinizi ovalayın. Cildinizin boyun, yüz gibi hassas bölümlerini ovalarken nazik olun.

- Cildinizi daha sonra düzgünce kurulayın. - Soyucu ürünler cildinizi kurutabileceği için devamında cildinizi iyice nemlendirdiğinizden emin olun.

- Hafif petrol, lanolin ve mineral yağları içeren nemlendiricileri tercih edin.

- Cildinizi aşırı soymayın. Eğer cildiniz az yağlıysa çatlamalara neden olabilir. Cildi çok aşırı derecede sürtme, soyma kılcal damarların zadelenmesine neden olabilir!

27 Aralık 2007 Perşembe

Meme Kanseri Riski Doğum Yapan Kadınlarda Azalıyor

Bebekten anneye geçen ve koruyucu etkisi olan hücreler sayesinde meme kanserine yakalanma riski doğum yapan kadınlarda daha az.

ABD'de yapılan bir araştırma, doğum yapan kadınların, bebekten anneye geçen ve koruyucu etkisi olan hücreler sayesinde meme kanserine yakalanma riskinin daha az olabileceğini ortaya koydu.

Araştırmalar sürüyor
Washington Eyalet Üniversitesi Kanserle Mücadele Araştırma Merkezi'ndeki bilim adamlarının yaptığı araştırmanın başındaki V. K. Gadi, doğumdan sonra bile kimerizmin (hamilelik sırasında fetüse ait kök hücrelerin göbek bağı bariyerini geçerek annenin kanına karışması) meme kanserine karşı koruyup koruyamayacağını inceledi.

Bilimsel dergide yayınlandı
Bu hücrelerin vücudu kanser hücrelerinden arındırıp arındırmadığını ya da diğer bir olasılık olarak kimerizmin hücrelerin yeniden oluşumuna katkıda bulunup bulunmadığını araştıran Gadi, "Benim varsayımım fetüs hücrelerinin annenin vücuduna yerleşebileceği ve kansere dönüşebilecek hücreleri aktif olmadan önce tanıyabildikleri yönünde. Araştırma bunu gösteriyor" dedi. Araştırma 'Cancer Research' adlı derginin Ekim ayı sayısında yer alıyor.

25 Aralık 2007 Salı

Kadınlarda Cinsel Sorunlar

CİNSEL SORUNLARLA İLGİLİ BİLİNÇ DÜZEYİ
Çiftler, ya da bayan ve erkekler cinsel fonksiyon bozukluklarını herhangi bir hastalık olarak görüp, hekime başvurmalarının çok önemli olduğuna değinen Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, cinsel sorunlarla ilgili bilinç düzeyi konusunda şunları söyledi: “Cinsel fonkisyon bozukluğunu ülkemizde hangi oranda rastlanıyor. Bu konuda bu çalışma var, Türk Androloji Derneği olarak. 40 yaş üzerindeki erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluğu oranının yüzde 70’e kadar çıktığını tespit ettik. Bunu üçe ayırdık, hafif, orta, ağır olarak... Ağır derecede cinsel fonksiyon bozukluğundan yakınanlar doktora mutlaka başvuruyorlar. Çünkü bunların cinsel hayatını sürdürmesi için bir yardım almaları gerekiyor. Ama ikinci grup hafif ve orta derecede olan gruptaki insanları halen doktor yardımı alması söz konusu değil. Bu grupta sıkıntı şu.. Bu insanlar cinsel sorunları olduğunun farkında değil. Farkında olsalar bile belki de tedavi edilebileceğini bilmiyorlar. O yüzden biz Türk Andoloji Derneği olarak bu sene ciddi bir duyuru yapmayı planlıyoruz. Ve cinsel fonksiyon bozukluğunun erkeklerde hafif ve orta da olsa bir şekilde tedavi edileceğini halka duyuracağız.” Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şöyle devam etti: “Bayanlarda ise Türkiye’de henüz bir çalışma yok. Ama dünyadaki rakamlar bayan cinsel fonkisyon bozukluğunun erkekten çok daha fazla gözüktüğü yönünde. Örneğin ortalama bir rakam vermek gerekirse, erkekte cinsel fonksiyon bozukluğu oranı yüzde 31 iken bayanda yüzde 43 oranında rastlanıyor. Demek ki bayanın cinselliği, cinsellik fizyolojisi çok daha komplike olduğu için bu ince ayar bayanda erkekten çok daha çabuk bozuluyor. Dernek olarak yine bayanda cinsel fonksiyon bozukluğunun yüzdesini saptamak üzere bir projemiz var.”

KADIN CİNSELLİĞİNİN FİZYOLOJİSİ
Cinselliğin fizyolojisiyle ilgili araştırmalar son yıllarda arttı. Bugüne kadar hep erkek cinselliği konuşuldu ve tartışıldı. Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, bayan cinselliğinin fizyolojisini değerlendirerek, erkeklerle benzeşen ve farklı olan noktalara değindi: “Bayan cinselliği üzerine çok az şey biliyoruz. En azından fizyoloji üzerine çok az şey biliyoruz. Ve bu konuda son iki-üç yıldır ciddi bir araştırma var. Bu araştırmayı da genelde ürologlar yürütüyorlar. Ürologlar son 20 yılda erkek cinselliği konusunda bayağı bir yol aldılar. Ve erkek cinsel fonksiyon bozukluğu, sertleşme sorunu, artık ciddi şekilde tedavi edilmeye başlandı. Ürologlar 20 yıl erkekleri tedavi ettikten sonra dönüp baktılar, bayanlar ne durumda diye. Aslında bayanla ilgilenmesi gereken disiplinlerin bu konuda fazla araştırma yapmadıkları ortaya çıktı. Laboratuvarda ilk önce ürologlar, deneklerdeki cinsi değiştirdiler. Yani erkek tavşanla yaptığı çalışmayı bayan tavşana aktardılar. Ve bayan tavşandaki bulgulara baktılar. Sonra klinik çalışmalar başladı. Ve bayanla erkek arasında ciddi bir örtüşme olduğu ortaya çıktı. Şöyle bir bakarsak organlara, erkekte penis var, bayanda klitoris var, küçük bir penis. bayanda overler var, yumurtalık dediğimiz. Erkekte testisler var. Bu organların çalışması ciddi bir şekilde birbirine benziyor.” Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, konuyla ilgili olarak şöyle devam etti: “Cinsel faza baktığımız zaman dört ayırıyoruz. İstek fazı, uyarılma fazı, orgazm fazı, daha sonra rahatlama fazı. Bu dört faz, erkekte ve bayanda tamamen örtüşüyor. İstek duyması gerekiyor, erkek ve bayan için geçerli, uyarılma olması gerekiyor. Uyarılma sırasında erkekte sertleşme oluyor. Bayanda uyarılma sırasında yine bir sertleşme oluyor fakat bu sertleşme klitoriste oluyor. Bayanda uyarılma sırasında vajinada kayganlık oluşuyor. Ve genital organlar dışında meme uçlarında sertleşme oluşuyor. Bayanda ve erkekte vücudun değişik bölgelerinde bir takım kızarıklıklara rastlıyoruz. Yani, bayandaki ve erkekteki mekanizma tamamen örtüşüyor. Orgazm sırasında erkekte boşalma oluyor. Bayanda boşalma yok. Bu konuda henüz bir konsensüs yok. Acaba bayanda orgazm sırasında erkekteki meniye benzer bir sıvı geliyor mu sorusu daha cevaplandırılmadı. Bu konu lehine ve aleyhine bir takım yayınlar var. Bu konuda araştırmalar sürüyor. Demek ki orgazm fazı da aslında bayan ve erkekte benziyor. Yalnız bir cinsel ilişkide birden fazla orgazm yaşayabiliyor. Orgazm süresi biraz daha uzun bayanda. Erkekte 5-15 saniye iken bayanda 20 saniye kadar sürebiliyor. Ve birden fazla orgazm yaşıyor. Orgazm sonrası mutluluk duygusu bayanda ve erkekte aynı. Çünkü bunu sağlayan hormon seratonin ve orgazmdan sonra bu mutluluk hormonu salgılayarak her iki cinste de bu cinselliği mutlu bir şekilde anımsamasını sağlıyor.”

CİNSEL İSTEKSİZLİK
Cinsel isteksizlik konusunda ise Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şunları söyledi: “Cinsel isteksizliği ikiye ayırmak lazım. Biri psikolojik sebepleri, iki organik sebepleri. Cinsel isteği sağlayan hormon bayanda ve erkekte aynı, testesteron, erkeklik hormonu. Hem erkekte cinsel isteği yönlendiriyor. Bayanda da erkeklik hormonu cinsel isteği yönlendiriyor. O yüzden testesteron düzeyine bakmakta yarar olabilir. Onun dışında psikolojik bir takım sebepleri olabilir. Çocukluğunda yaşadığı bir takım deneyimler. Cinsellikten tiksinme. Bir takım psikolojik sebepleri olabilir. Biz böyle bir hastaya ilk önce hormon testleri yapıyoruz. Ondan sonra eğer hormon testleri düşükse, bu hastayı 6-8 hafta tedaviyle cinsel isteğini arttırmak mümkün olabilir. Eğer organik temeli yoksa, o zaman bu kişinin psikiyatrlar tarafından sebebe yönelik tedaviyle değerlendirilmesi uygun olur.”

İLAÇLARIN YAN ETKİLERİ İLE SERTLEŞME SORUNU
Depresyonda veya panik atakta kullanılan ilaçların bir kısmının cinsel fonksiyon bozukluğuna, sertleşme sorununa yolaçabileceğini belirten Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, konu ile ilgili olarak şunları söyledi: “İlaç değiştirilebilir. Eğer mutlaka bu ilaçta sebat etmek gerekiyorsa o zaman yardım alınabilir. Nasıl yardım alabilir. Bir takım oral ilaçlar var, ağızdan alınan ilaçlar. Bu ilaçlar, cinsel ilişkiden bir buçuk saat önce alınırsa, cinsel fonksiyon bozukluğu restore edilebilir. Yani panik atağa geçinceye bir yardım almasında yarar var. Veya eğer psikiyatrı uygun görürse aldığı psikotik veya ilaçlar değiştirilmesi uygun olabilir.”

KADINLARDA GÖRÜLEN CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUKLARI
Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, bayanlarda en sık görülen cinsel fonksiyon bozukluklarını şöyle açıkladı: “Bayanda cinsel fonksiyon bozukluğunu dört safhaya ayırmak mümkün. İstek bozukluğu, uyarılma bozukluğu, orgazm bozukluğu ve ağrı bozukluğu... En sık gördüğümüz istek bozukluğu... Bayanlar, hayatlarının bir döneminde bir şekilde cinsel isteksizlik yaşıyorlar. İkinci sırada uyarılma bozukluğu geliyor. Üçüncü sırada orgazm bozukluğu var. Orgazm konusu enteresan. Orgazm konusunda çok az şey biliyoruz. Bayanların yüzde 10’u, Türkiye rakamları değil, orgazmı hiç bilmiyorlar. Yüzde 25’inde ise cinsel fonksiyon bozukluğu olan bayanların yüzde 25’inde ise orgazm sorunu oluşuyor. Yani, cinsel fonksiyon bozukluğu olan bayanların yüzde 10’unun orgazmı hiç bilmemesi son derece enteresan. Geriye kalan yüzde 15’inde de bir şekilde orgazm sorunuyla karşılaşılıyor. Üçüncü sırada ağrı bozuklukları... İlişkiden önce, ilişki sırasında veya ilişkiden sonra olabilir. Bunun bir çok sebepleri var. Bu sebeplerini araştırıp, ortaya konulmasında yarar var.” Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, konuyla ilgili olarak şöyle devam etti: “Dediğiniz gibi bayanlar ikinci planda gibi ama bu konuda uğraşırken gördüğüm bir osmanlı minyatürü beni son derece heyecanlandırdı ve bayanların bu konuda erkeklerden çok daha fazla dirayetli olduğu, sorunlar için doktora başvuracakları izlenimini uyandırdı bende. O minyatürde, bir bayan cinsel fonksiyon bozukluğu olan erkeğini kadıya şikayet ediyor. Ve elinde suni penis var. Yani, bayanlar aslında cinsellik konusunda Osmanlı imparatorluğundan beri geride değiller. Cinselliği bir hak olarak görüyorlar. Ve yaşamak istiyorlar. Yalnız bunun belki tabu olarak kabul edilmesi sonucunda bir baskı var. Ama dediğim o minyatür bayanlar aslında cinsel hayata son derece önem verdiklerini, erkeğin cinsel hayatı sağlayamazsa, bir takım suni araçlarla kendilerini tatmin ettiklerini, bunun için hukuki yollara bile başvuracaklarının göstergesi. Dediğim gibi bayanlar konusunda beni son derece heyecanlandırdı.”

CİNSEL UYUŞMAZLIK
Eşi ile cinsel olarak uyuşmadığını belirten çiftlerle ilgili olarak ise Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şu açıklamayı yaptı: “Cinsellik bir kişi tarafından yaşanan bir hadise değil. Yani iki kişi tarafından yaşandığı için cinsel ilişkinin sonucunda her iki taraf ta bir şekilde doyuma ulaşmalı. Tabi ki tüm cinsel ilişkilerde bu geçerli değil. Tüm cinsel ilişkilerin hepsinde doyuma ulaşmak söz konusu olamaz. Ama sonuçta genel olarak cinsel ilişkiden her iki taraf da aylar içinde yıllar içinde tatmin olmalı. Eğer bir sorun varsa eşinde, o zaman bu sorunun üstesinden gelinebileceğinin bilinmesi ve bir üroloğa başvurmasında yarar olduğu düşünüyorum.”

ORGAZM SORUNU OLAN KADINLAR
Orgazm problemi olan bayanlarla ilgili olarak Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şu açıklamaları yaptı: “Bayanda orgazm sorunu için bir kere o cinsel fazların tam olarak gerçekleşmesi lazım. Yani, istek olmalı, uyarılma olmalı ve orgazm olmalı. Orgazm bozukluğu olan bayanlarda şunlar değerlendirilebilir. Bir kere uyarılma fazı normaldir. Yani, sertleşme, vajina kayganlığı, meme uçlarının sertleşmesi normaldir. Eğer normal değilse bu faza müdahale edilebilir. Genellikle bu hastalarda uyarılma fazında bir takım sorunlar çıkıyor. Orgazm için ise şunlar yapılabilir. İlişkiden önce bir takım ilaçlar alınabilir. Yani, erkekler için kullanılan ilaçlar var. İlişkiden bir buçuk saat önce alınan ilaç, erkeklerde sertleşmeyi sağladığını biliyoruz. Bayanda genital sistem, erkekler gibi çalıştığına göre bayanda da 1.5 saat önce alınan ilaç, bayan orgazmını kolaylaştırabilir. Ayrıca başka bir cihazımız daha var. Vakum cihazı diyoruz. El kadar küçük bir negatif basınç yaratan cihaz. Kitorise belirli süre uygulanıyor. Belli protokollerle... Erkeklere de vakum cinsi var. Tabi ki bayanda kullandığımız vakum cihazı, basınç yaratan cihaz biraz daha narin ve hassas. Belli protokollerle bu sorun çözülebilir. Cinsel fonksiyon bozukluğuyla uğraşan bir merkeze başvurmasında yarar var. Ama bu merkezin bu hastamıza çağdaş, yeni yöntemleri de sunması önemli.

KADINLAR İÇİN TEDAVİ
Cinsel sorunlar nedeniyle kliniğe ulaşan bayanlar için uygulanan yöntemi Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şöyle açıkladı: “Türkiye’de, aslında dünya da aynı şekilde düşünüyor. Bayanlar, bayanlara karşı sorunlarını daha rahat aktarıyorlar. Ürologlar, bayan cinsel fonksiyon bozukluğuyla uğraşmaya başladılar. Ürologların çoğu da erkek. Hatta Türkiye’de hiç bayan ürolog yok. O yüzden bir sürü model geliştirdik. Bayanların bulunduğu ortamda, bayanlardan cinsel öyküyü almak. Bu konuda bir uzman hemşire yetiştirdik. Uzman hemşire bizim bulunduğumuz ortamda bayanla konuşup, ondan ilk öyküyü alıyor. Daha sonra biz müdahale ediyoruz cinsel öyküye. Ve bayanlar bu modelde son derece rahatlar. Yani dediğim gibi osmanlıdan beri aslında cinsel hakkını arayan bayan, bu modelde son derece rahat ve Türkiye’de bu modelin öncü olacağını düşünüyoru. Yurt dışında ürologların çalışması şöyle: Onlar da bayanın bayana sorunlarını daha rahat aktardığının bilincindeler. O nedenle bayan ürologlar istihdam ediyorlar. Ama ülkemizde bayan ürolog olmadığı için biz uzman bir hemşire tanımıyla cinsel öyküyü alıyoruz.”Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, konuyla ilgili olarak şöyle devam etti: “Bir takım testler var. Cinsel öyküden sonra fizik muayene gerekiyor. Örneğin bayanda yeni hastalık tipi tarif edildi. Klitorisin aynı peniste olduğu gibi klitorisi saran kılıfın, derinin yeteri kadar genişleyememesi ve cinsel uyarılma fazında klitorisin bu deriden yeteri kadar dolmaması söz konusu. O fizik muayeneyi yapıyoruz. Ondan sonra bayanın duyusal sistemini kontrol ediyoruz. Sonra, bayanın genital yollarının, damarlarının haritasını çıkarıyoruz. Ondan sonra vajinanın basınç ve hacmini ölçmek mümkün. Bütün bunların hepsinde tabi ki uzman hemşire yeralıyor. En azından test sırasında orada mutlaka bulunuyor.”

ERKEKLERDE GÖRÜLEN CİNSEL SORUNLAR
Erkeklerde en sık görülen cinsel sorunlar hakkında ise Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şunları söyledi: “Erkekte cinsel fonksiyon bozukluğunda en fazla karşılaşılan sorun sertleşme sorunu. Erkeklerin enteresan bir şekildeyüzde 95’i orgazm oluyor. Yani, onlarda orgazm sorunu yok. Hatta bu yüzde 95’in üstünde de olabilir. O yüzden daha sık gözüken sorun sertleşme sorunu ve erken boşalma... Erken boşalmaya yüzde 40-50 oranında rastlıyoruz. Sertleşme sorununda 40 yaş üzerinde yüzde 70’e kadar çıkıyor. Erkeklerde yaklaşımımız ilk önce bir değerlendirmek. Değerlendirmede iki şeye dikkat ediyoruz. Sorun psikolojik mi organik mi? Psikolojik ise tedavi edilebilir mi? Organ ise mutlak olarak tedavi edilebilir. Bu sorunun cevabını aramak için bir takım testler yapıyoruz. Sonra tedaviye geçiyoruz.”

DİABET
Diabetin kontrol, süresinin çok önemli ve diabetin bir çok organı etkilediğini belirten Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, “penisi de etkiliyor” diyerek devam etti: “Penisin damarını etkiliyor, sinirini etkiliyor, düz kasını etkiliyor. Bizim 1994 yılında yaptığımız bir çalışma var. Cinsel fonksiyon bozukluğu olmayan diabetik erkeklerde cinsel fonksiyonlara baktık. Yani, bu erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluğu yok. Herhangi bir şekilde doktora başvurmamışlar. Diabetiklerde cinsel fonksiyona baktık. Ve klinik öncesi dediğimiz bir takım bulgular elde ettik. Klinik öncesi patolojik bulgular. Yani, bu diabetik grup çok önemli...Diabetik grupta biliyoruz ki, sertleşme sorunu yüzde 75’e kadar çıkıyor. İşte bu diabetik grup aynen diğer organlarını kontrol ettirir gibi, gözlerini, böbreklerini, mutlaka üroloğa başvurup, bu kontrol üzerinde kalmalılar. Yani, penisin diabetikten etkileneceği bilinmesi. Penisin bir takım testleri yapılması ve gerekirse klinik öncesi yani cinsel fonksiyon bozukluğu ortaya çıkmadan bu tedavi edilebilmeli. Bu konuda İtalyan bir arkadaşımızın bir protokolü var. Biz de bu protokolü uyguluyoruz. Penisi mümkün olduğu kadar çalıştırmak. Yani, işleyen demir ışıldar meselesiyle antrenman yaptırıyoruz penise. Ve gece antrenmaları ve cinsel ilişki sırasında cinsel tekniği de geliştirerek penisin sürekli olarak çalışması söz konusu. Ve bu hastalar daha sonra cinsel fonksiyon bozukluğuyla karşılaşmıyorlar.”

ERKEN BOŞALMA
Erken boşalma sorunu ile ilgili olarak Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şu açıklamaları yaptı: “Türkiye’deki erken boşalma oranını bilmiyoruz ama Güney Amerika’da yapılan bir çalışmada yüzde 40-50 arasında erken boşalma oranı. Erken boşalmaya gelişimsel biyoloji içinde bakarsak, aslında erken boşalma bir avantaj. Mesela bir kurt sürüsü düşünün. Bu kurt sürüsünde dişi kurtlar var, erkek kurtlar var. Erkek kurt, kısa sürede menisini dişi kurta aktarıp, bu cinsel ilişkiyi çok kısa tutmak zorunda. Erken boşalma doğada bir avantaj. İnsanda ise cinsel hayatın başlamasıyla erken boşalma bir dezavantaj haline geçiyor. Belki 50 bin yıl sonra erkeklerde erken boşalma sorunu olmayacak. Biz bu aşamada nasıl yardımcı olabiliriz, erken boşalma sorunu olan hastalara. İkiye ayırıyoruz boşalmaya. Bir penisi hassas olan erkekler, penisi heyecanlı olan erkekler. Penisi hassas olan erkeklerde penis hassasiyetini giderici, peniste heyecanlı olan erkeklerde de heyecanını giderici ilaçlar vermek mümkün. Ayrıca seks teknikleri yine cinsel terapilerle erken boşalmayı önlemek mümkün.”

ANATOMİK BOZUKLUKLAR
Anatomik bozukluklar, şekil bozuklukları konusunun aslında son derece fazla merak edilen bir konu olduğuna değinen Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şöyle devam etti: “Birincisi, penis boyutu tam olarak ne olmalı? Penisteki bir takım şekil bozukluklarının cinsel fonksiyon etkisi ne? 9 cm.lik bir penis cinsel fonksiyon için yeterli. 9 cm hatta 7 cm altındaki penislere küçük penis diyoruz. Bu yüzden erken genç erkeklerin penis boyutuyla fazla ilgilenmemelerinde yarar var. Şöyle bir yanlış mit var. Penis boyutuyla yaşanılan hazzın arasında doğru bir orantı var. Bu doğru değil. Penisin boyutu genişliğiyle, yaşanan hazzın arasında hem erkekte hem bayanda doğru bir orantı yok. O yüzden penisin boyutlarından ziyade penisin fonksiyonu önemli. İyi fonksiyon eden yeterli boydaki bir penis cinsel ilişkide her iki tarafı da tatmin edebilir. İkincisi penisteki bozuklukları ikiye ayırıyoruz. Birincisi doğuştan karşılaşılan bozukluklar. İkincisi 50-55 yaşlarında ortaya çıkan peröni hastalığı. Peröni hastalığı konusunda Amerika’da yapılan bir çalışmada yüzde 1 oranında bulunmuş. Bu peröni hastalığı, peniste şekilde bozukluğu, elektron sırasında ağrı, peniste ele gelen bir kitle ve cinsel fonksiyon bozukluğuyla karşımıza çıkıyor. Dediğim gibi Amerika’da oranı yüzde 1-2 arasında. Fakat İtalyanlar bir çalışma yaptılar. Peröni hastalığı oranını yüzde 7 buldular. Yani, Amerika’dan İtalya’ya gelinceye kadar oran 7 kat arttı. Peröni hastalığının sebebinde biraz vahşi seks dediğimiz sorun yatıyor. Yani, cinsel ilişkiyi biraz sert yaşayan erkeklerde, peniste küçük küçük travmalar oluşuyor. Ve ona bağlı olarak penisin içinde kanamalar oluşuyor ve penis bir şekilde o bölge taşlaşıyor, taşlaşma olduğu tarafa doğru dönüyor. Türkiye’deki oranını bilmiyoruz ama İtalya’da yüzde 7 olduğuna göre bu oran, genelde Türkler Akdeniz ülkesi ve İtalyanla da biraz olsa da benzerler. O yüzden bu civarda olduğunu düşünüyorum. Bu grupta eğilim derecesi önemli. 40 derecenin üzerindeki eğrilikleri cerrahi olarak tedavi ediyoruz. Ve tedavi protokolümüz, bacaktan aldığımız bir damarı eğrilik bölgesine yamayarak, eğriliği ortadan kaldırmak.”

HEKİME BAŞVURMA SÜRESİ
Bayan ve erkekler için bir değerlendirme yapan Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, hekime başvurma zamanı ile ilgili bilgiler verdi: “Aslında Dünya Sağlık Örgütü’nün ve cinsel fonksiyon bozukluğuyla uğraşan derneklerin şeyi son derece açık. Altı aylık bir süreyle cinsel fonksiyon bozukluğu yaşayanlar, doktora başvurmalılar. Hatta bu süreyi iki aya kadar düşürme eğilimi var. Yani, iki aylık sürekli sebat eden bir cinsel fonksiyon bozukluğu yaşanıyorsa, mutlaka hekime başvurulmalı ve tedavi seçeneklerinin geniş bir yelpazede olduğu bilinmeli. Ve tıbbın hastanın emrine sunduğu bu tedavi seçeneklerinden mutlaka yararlanılmalı.”

17 Aralık 2007 Pazartesi

Pfrimmer Masajı (Şifalı Dokunuşlar)

Baş ağrılarından sindirim sorunlarına pek çok rahatsızlığın nedeni kaslarda oluşan gerginlik ve sertlik.

Şu sıralar başta ABD olmak üzere tüm dünyada çok popüler olan Pfrimmer Masajı kasları rahatlatıyor ve birçok rahatsızlığa karşı uygulanıyor.
Kanada'da 1940'ı yıllarda Therese Pfrimmer isimli masaj terapisti tarafından özel bir masaj geliştirildi. Bu özel masaja "Derin Kas Terapisi"adını veren Pfrimmer, kas dokuları üzerinde çalışıyordu. Pek çok kişiye daha sağlıklı bir yaşam sunan bu özel teknik gün geçtikçe gelişti ve bugün dünyanın pek çok yerinde terapistler tarafından uygulanır hale geldi.

Pfrimmer Masajı, Multipl Skleroz'dan yaralanma ve travmalara kadar pek çok kas rahatsızlığına karşı kullanılıyor.Masaj diğer tedavilere ek olarak kullanıldığında iyileşme süresini kısaltıyor. Tüm dünyada, gün geçtikçe yaygınlaşan Pfrimmer Masajı, 2 haftalık kurslarla doktorlara, hemşirelere ve fizik tedavi uzmanlarına öğretilebiliyor.

Pfrimmer Masajı'nın etkili olduğu rahatsızlıklardan bazıları
Artrit: PM, kas ve eklemlerde biriken toksinlerin rahatça atılmasını sağlıyor ve toksinlerle beraber ağrı ve yanma hissi de kayboluyor. Eklemler daha kolay hareket eder hale geliyor.

Carpal Tünel Sendromu: PM sinirlerdeki sıkışmayı gidererek hastalığın semptomlarını azaltıyor.

Baş ağrısı: Boyun bölgesine uygulanan masaj buradaki kasları rahatlatarak beyne kan akışının daha rahat hale gelmesini sağlıyor. Ayrıca strese karşı etkili olduğu için bu nedenle kaynaklanan baş ağrılarını da gideriyor.

Eklem ağrıları: PM, sertleşmiş kasları ve eklemleri yumuşatarak çok daha rahat bir şekilde hareket etmelerine yardımcı oluyor. Kas ve eklemlerin hareket kabiliyeti artıyor, eklemler daha kaygan hale geliyor.

Boyun ve sırt ağrısı: Sertleşen ve spazmlarla kasılan boyun ve sırt kaslarını rahatlatan masaj ayrıca omurgayı da güçlendiriyor.

Dolaşım bozukluğu: Zarar görmüş ve sertleşmiş kasların damarlar üzerinde baskı yaparak dolaşımı zayıflattığı biliniyor. PM ile kasların rahatlatılmasına bağlı olarak dolaşım da daha iyi hale getirilebiliyor.

Sindirim Bozukluğu:Karın kaslarının sıkılığının arttırılması bağırsak hareketlerini kolaylaştırıyor bu da sindirim bozukluğunun giderilmesinde etkili.

Pfrimmer Masajı nasıl yapılıyor?
Sertleşmiş kaslar, kan ve lenfatik sıvı dolaşımını engelledikleri için pek çok rahatsızlığının oluşmasına zemin hazırlayan ana nedenlerden. Sert kaslar kan ve lenfatik sıvıların rahatça akmasını engelliyor ve yumuşak dokulardaki sinirlerin sıkışmasına neden oluyorlar. Bu şekilde zarar bir kası, biriken toprak nedeniyle içinden suyun rahatça akması mümkün olmayan bir hortuma benzetmek mümkün. Tıpkı bu hortumdan suyun sızıntı şeklinde ve kuvvetsizce akması gibi, sert kasların arasından da kan ve lenf sıvıları rahatça akamıyor. Bu da problemin oluş bölgesinde bağlı olarak, orada çeşitli sorunlar ve rahatsızlıklar yaşanmasına neden oluyor. Pfrimmer Masajı'nın hedefi işte bu sertleşmiş kasları rahatlatmak ve kan ve lenfatik sıvı dolaşımını mümkün olan en iyi hale getirmek. Masajla yumuşatılan kaslarda kan dolaşımı hızlanıyor ve bu bölge, sadece kas ve yumuşak doku değil hücre seviyesinde de bu işlemden olumlu şekilde etkileniyor.

16 Aralık 2007 Pazar

Guatr Ameliyatlarında Dikişsiz Dönem

Bosphorus International Kulak Burun Boğaz'ın Medikal Direktörü Prof.Dr. Günter Hafız konu ile ilgili son gelişmeleri anlattı...

Tiroid-Guatr bezi boynun ön bölgesinde nefes borusunun hemen önünde yer alan kelebek benzeri ikili kanadı bir de birleştirici bölgesi olan 20-25 gr ağırlığında bir iç salgı bezidir. Yalnızca 25 gr ağırlığında olmasına rağmen salgıladığı hormonlar ile büyüme ve gelişme ve metabolizmada önemli rol oynar.Guatr ise tiroid bezinin herhangi bir sebeple büyümesi ve bunun dışarıdan farkedilmesi durumudur ülkemiz gibi iyot tüketiminin yetersiz olduğu bölge insanlarında sıkça görülen bir rahatsızlıktır.

''Erken teşhis çok önemlidir.''
Dünyada yaklaşık 200 milyon insanda tiroid hastalığı bulunmaktadır. Ancak günümüzde tiroidle ilgili hastalıkların bir çoğunun tedavisi mümkündür. Tedavi edilmemiş tiroid hastalıkları ise ciddi va kalıcı hasarlara yol açabilmektedir. Bu durumu önlemek isteyen kişiler en ufak belirtilerden birini hissettiklerinde hekim ile temasa geçerek erken dönemde hastalığın kontrol altına alınmasını sağlayabilirler.Ülkemizde de tiroid hastalığı 10 kişiden 3'ünü etkilemektedir. Tiroid hastalıklarının çoğu bayanlarda daha sık görülmektedir.

Neler yapılmalı?
Uygun teşhis ve tedavi şeklinin cerrah, endokrinolog, radyolog, patolog ve nükleer tıp uzmanından oluşan bir ekip tarafından planlanması ve yürütülmesi gerekir. Muayene, kan testi (T3, T4, TSH hormonları tetkiki), tiroid ultrasonu, ince iğne aspirasyon biyografisi veya sintigrafisinden teşhiste yararlanılır. Tedavi ilaçla, radyoaktif iyot tedavisi ile ve cerrahi yöntemlerle yapılabilir.

Ameliyat iziCerrahinin bir çok dalı gibi tiroid cerrahisinde de mikroinvazif (daha az zarar veren) teknikler uygun vakalarda ön plana çıkmaya başladı. Endoskopik cerrahideki gelişmeler ve damarları dikiş ya da bağlamaya ihtiyaç duymadan kapatan ve kesen cihazlar yardımı ile uygun olgularda ameliyatı yaklaşık 2 cm' lik bir kesiden gerçekleştirmek mümkündür. Geniş cilt kesisinden kaçınmak doğal olarak daha estetik bir görünüme ve daha hızlı ameliyat sonrası iyileşmeye yardımcı olmaktadır.

15 Aralık 2007 Cumartesi

Baş Dönmesinin Sebepleri Nelerdir ?

Vertigo birçoğumuza ünlü İngiliz yönetmen Alfred Hitchcock'un ünlü filmini çağrıştırır. Baş dönmesinin tıbbi adı olan bu kelime bazıları için film adı olmasının dışında anlam taşıyor.

Gündelik hayatta kimimiz sürekli hafif şekilde, kimimiz ise çok şiddetli olarak bir denge problemi yaşarız. Yaşayanların çok iyi bildiği ve günlük aktivitelerini kabusa çevirebilecek kadar şiddetli olabilen bir rahatsızlık. Bazılarımız içinse daha hafif ama süreklilik göstererek sıkıntı oluşturan bir dert baş dönmesi.

Baş dönmesini tıbbi açıdan ele alan Bosphorus International Kulak Burun Boğaz'dan Op.Dr. Fuat Güder baş dönmesinin kısaca bir denge problemi olduğunu söylüyor. "Çoğu zaman bu rahatsızlık iç kulağa bağlı bir problemden ortaya çıkar. Baş dönmesi şikayeti ile hekime başvuran hastalar genellikle çevrelerinin ve kendilerinin döndüğünü bazen bulantı olduğunu da ifade ederler".

Araştırmalar baş dönmesinin doktora başvurmayı gerektiren şikayetler içinde ağrıdan sonra ikinci sırayı aldığını gösteriyor. Toplumun yüzde otuzunun baş dönmesine genetik olarak yatkın olduğu biliniyor. Baş dönmesi kadınlarda ve özellikle 30-50 yaşlarında daha sık görülüyor. Farklı tipleri bilinen baş dönmesi hastalardaki yaşam kalitesini ciddi olarak etkileyebiliyor.

Denge sistemimiz vücudumuzdaki farklı merkezler tarafından kontrol edildiği için, baş dönmesinin nedenini saptamak her zaman çok kolay olmayabilir. Damar sistemindeki bozukluklar, iç kulağın hastalıkları, kafatasındaki yaralanmalar, virüs enfeksiyonları ya da allerjiler baş dönmesi meydana getirebiliyorlar.

Baş dönmesini tetikleyen faktörler incelendiğinde hastaların yüzde yetmişinde stress hikayesine rastlanabiliyor. Uykusuzluk, ağır diet, yorgunluklar, gerilimler risk faktörleri arasında gösteriliyor. Op Dr Güder, baş dönmesi yaşayan hastaların nörologlara, KBB uzmanlarına ya da dahiliye uzmanlarına başvurabildiklerine, bir çok defa da bu dallara mensup hekimlerin işbirliğinin tanı ve tedavide şart olduğuna dikkat çekiyor. Güder "Biz KBB hekimleri olarak daha ziyade iç kulağı ilgilendiren baş dönmesiyle ilgileniyoruz. Merkezimizde hastalarımıza ayrıntılı testler yaparak nedeni ortaya çıkarıyor ve tedavisine başlıyoruz" diyor.

Tedavide ilaçlar ve dinlenme öncelikli olarak yer buluyor. Bazen doktorunuz tarafından yaptırılan baş egzersizleriyle iyileşecek kadar basit, bazen de cerrahi tedavi gerektirebilecek kadar ağır seyredebiliyor.

Uzmanlar baş dönmesi geçiren hastaların gıdalarına ve yaşam biçimlerine dikkat etmeleri gerektiğinin altını çiziyor. Stresin kontrol altında tutulması, uyku düzenine dikkat edilmesi öncelikli olanlar. Gıdalar söz konusu olduğunda ise, öğün atlamamaya, aşırı tuz kullanmamaya dikkat etmek, sigara, alkol ve biradan mümkün olduğunca uzak durmak gerekiyor. Çay, kafein, tatlandırıcılar, çikolata da şüpheli içecek-yiyecekler listesindeler.

Baş dönmesinin bazen hayatı tehdit edebilen hastalıkların da habercisi olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu nedenle bu konuda en doğru yorumun konunun uzmanı olan hekimlerce yapılabileceğini bilmekte yarar var.

Sebze ve Meyve Yemenin Faydaları

Sebze ve meyve tüketiminin artırılması sağlıklı beslenme önerilerinin ana kuralı halini aldı. İşte yeşil yapraklı sebzelerin yararları...

Klorofil, sindirilebilir protein, vitamin, mineral, enzim ve karotenoidlerin zengin bir kaynağıdır. Kalorisi kısıtlanmış diyetlerde çok iyi bir besleyicidir. Klorofilin zarar görmüş dokuların iyileşme hızını arttırdığı bulunmuştur. Özellikle sindirim sisteminde kötü koku yaratan bakterileri yok ederek sindirim sistemine yardımcı olur.

Ayrıca klorofil hemoglobine çok benzer yapıdadır, kan yapımını artırdığı da düşünülmektedir. Klorofilin zarar görmüş dokuların iyileşme hızını artırdığı bulunmuştur. Vücut fonksiyonlarının dengeli çalışmasını sağlayıp vücudun gereksinim duyduğu besinleri en üst seviyede kullanmalarına yardımcı olabildiği gibi vücudu zararlı maddelerden de temizleyebilir. Bu özelliğinden dolayı vücudumuzu "akort edici" denilebilir. Zararlı toksinlerden koruyucu özelliği dışında, bu toksinleri arıtarak adeta vücudun doğal deodorantı olarak da görev yapar. Bu nedenle beslenirken koyu yeşil yapraklı sebzeler ile maydanoz, dereotu, naneyi bolca tüketmeliyiz.

Örneğin ödem sorunu çeken, sık sık hastalanan kişiler beslenmelerinde maydanoza ağırlık verdiklerinde başarılı sonuçlar almaktadırlar. Çünkü maydanoz suyundaki yüksek klorofil miktarı kanı artırarak oksijeni metabolize eder; böbrekleri, karaciğeri, idrar yollarını temizler.

Çok Pişirmemeye Dikkat Edin
Yeşil sebzelere rengini, klorofil adı verilen pigment verir. Klorofil sıcağa dayanıklı olmadığı için çok pişirilen sebzeler renklerini yitirir, bu nedenle yeşil sebzeler kısa sürede, az su ve yağla pişirilmelidir. Böylece sebze hem lezzetini hem de besin değerini çok fazla yitirmemiş olur. Ayrıca sebze yemeği pişerken kapağı sıkı sıkıya, sürekli kapalı tutulursa yeşil renk hızla kahverengiye dönüşeceğinden tencerenin kapağı ara sıra açılmalıdır. Yeşil sebzelere renginin korunması için bazen soda eklenmektedir. Soda yemeğin hem lezzetini bozar hem de besin değeri kaybına yol açar, kesinlikle eklenmemelidir.

Tırnaklarınız İçin Bazı Öneriler

Tırnaklarınıza oje sürüyorsanız, temizlemek için kullandığınız aseton ve benzeri kimyasalları haftada bir defadan fazla kullanmamaya özen gösterin.

Gittiğiniz güzellik salonlarına kendi aletlerinizi götürün veya pedikür ve manikür aletlerinin yüksek ısı ile bakterilerini öldürmeye yarayan steril temizleme aletlerinden mevcut olduğundan emin olun. ve aletleri temizliklerinden çok emin bir şekilde tırnak bakımı yaptırın.Tırnakların etrafını çevreleyen tabaka deriyi kesmeyin, koparmayın veya tahriş etmeyin.

Bu tür davranışlar tırnağınızın enfeksiyon kapmasna neden olabilir. Bu derileri tahta çubuklar kullanarak geriye doğru nazikçe itiniz. Bu işlemi sıcak duştan hemen sonra yaparsanız, etler yumuşak olduğundan işlemi daha kolay yapmış olursunuz.

Çıplak elle bulaşık yıkamayın,muhakkak bulaşık eldiveni kullanın. Bu tür kimyasallar, hem elinize hem de tırnaklarınıza aşırı zarar vermekte ve yıpratmaktadır.

Kozmetik Ürünlere Karşı Alerjiniz Mi Var ?

Hatırı sayılır miktarda para ödeyerek bir nemlendirici aldınız... Ürün size “hipoallerjenik” olarak sunulduğu ve “kaliteli” bir marka olduğu için tereddüt etmeden kullanmaya başladınız. 2-3 gün sonra yüzünüzde kızarıklık ve kaşıntı başladı ve gittikçe artan bir dermatit (egzama) tablosu ortaya çıktı... Bu durum özellikle hanımlar arasında oldukça sık rastlanan bir talihsizliktir. Kullanılan kozmetik madde allerji yapmıştır. Hem de “hipoallerjenik” (allerji yapma ihtimali zayıf) olduğu halde. Kullanılan ürün hipoallerjenik değil ise, ciltte dermatit oluşturma riski şüphesiz daha da fazla olacaktır.

Kozmetikler niçin dermatit yapıyor?
Sağlık ve güzelleşmek için kullanılan bu ürünlerin cilde zarar vermeyecek şekilde üretilmesi gerekmez mi? Bu maddelerin denetimi yok mu? Ne yazık ki ülkemizde gıda maddelerinin üretimi bile kontrol ve denetim altına alınamamıştır ve kozmetikler için böyle bir beklenti içinde olmak fazlaca “iyimserlik” olacaktır. ABD ‘de yapılan araştırmalarda kozmetik maddeler içinde 2983 adet kimyasal madde olduğunu ve bunların 884 tanesinin toksik özellikte olduğu belirlenmiştir.

Kozmetiklerle allerji nasıl gelişir?
Bu konu tamamen kişinin cilt yapısı ve bağışıklık sistemi ile ilişkilidir. Bağışıklık sistemi organizmayı yabancı maddelerden korumak üzere programlanmıştır. Bunlar genellikle bakteriler, virüsler ve tümörleşen hücrelerdir. Bağışıklık sistemi hergün hücrelerimizi adeta tek tek kontrol ederek vücudun “sağlık durumunu” idame ettirir. Maalesef bazı kişilerde kozmetikler ve sanitasyon maddeleri (ör: sabun) içindeki partiküller zararlı madde olarak algılanır ve vücutta bunlara karşı “dermatit” ile sonuçlanacak reaksiyon (tepkime) başlatılır.

Kozmetikler 2 farklı dermatite neden olur:
“Allerjik kontakt dermatit” ve “İrritan kontakt dermatit”. Birincisi adın da anlaşıldığı gibi doğrudan doğruya kozmetiklere allerji gelişmesiyle ortaya çıkar. Önceden herhangi bir allerjen maddenin teması ile duyarlanmış deriye aynı maddenin tekrar temas etmesi ile ortaya çıkan bağışıklık sistemi aracılıklı bir reaksiyondur. Kontakt dermatit tanısı konan hastaların yaklaşık % 25-30 kadarını allerjik kontakt dermatit oluşturmaktadır. Allerjene karşı gelişen duyarlılık haftalarca, yıllarca hatta çoğu kez bütün bir ömür boyu devam edebilir. Allerji gelişmiş olan maddeye her temas edildiğinde, dermatit bulguları ortaya çıkar İrritan kontakt dermatit ise kozmetik ve sanitasyon ürünleri içindeki “tahriş edici” maddelere bağlı olarak ortaya çıkar. Deriye dışardan temas eden bir takım tahriş edici maddelerin oluşturduğu immünolojik olmayan, yani bağışıklık sistemi tarafından başlatılmayan reaksiyonlardır. Tüm kontakt dermatit olgularının ortalama %70’ini oluşturur. Maddelerin toksik etkisine bağlı olarak ortaya çıkar. Önceden duyarlılık kazanılmış olması gerekmez ve maddeyle ilk kez temas edilmesi sonrasında bile meydana gelebilir.

Kozmetik allerjilerine nasıl tanı konur?
Bu tür kontakt (temas) allerjilerinde uyglanan özel bir tanı yöntemi vardır. Yama testi (patch test) adı verilen ve vücutta temas allerjilerine neden olduğu bilinen temel maddeleri içeren bu test sırt bölgesine uygulanır ve kişinin allerjik olduğu maddeler belirlenir. Bu tespit çok önemlidir, çünkü temas allerjilerinin “kalıcı” bir tedavisi yoktur. Tek tedavi yöntemi allerji yapan maddelerden uzak kalınmasıdır. Birden fazla kozmetik ürün kullanıyorum, acaba allerjimin sebebi hangisi? Bu durumda bir allerji uzmanına başvurmanız gerekir. Kullanmakta olduğunuz kozmetik maddeler yama testine benzer bir metodla değerlendirilerek hangisinin allerji nedeni olduğu tespit edilebilir.

Kozmetik allerjilerinden korunmak mümkün mü?
Öncelikle kaliteli ve markalı ürünler tercih edilmelidir. Daha önce kullanılmamış olan bir ürün ilk kullanımda yüze ya da ellere değil, vücudun başka bir bölgesine (ör: kolun iç kısmına) ve çok az miktarda 2-3 gün süreyle uygulanmalıdır. Sözkonusu ürün uygulama bölgesinde herhangi bir reaksiyona neden olmuyor ise kullanılmaya başlanmalıdır. Bu konuda emin olunamıyor ise bir uzman doktordan yardım alınmalıdır.

Kısaca;
Kozmetikler ve sanitasyon ürünleri, modern dünyada günlük hayatın vazgeçilemez bir parçasıdır. Bazen istenmeyen etkilere neden olsalar da onları kullanmaya devam edeceğiz. Bu nedenle, her konuda olduğu gibi kozmetikler konusunda da “bilgili” birer tüketici olmak ve sağlığımızın için en doğrusunu uygulamayı bilmek zorundayız.

14 Aralık 2007 Cuma

Hamilelik ve Epilasyona Genel Bakış

Hamilelik sırasında istenmeyen tüylerden kurtulmak için hangi yöntem uygundur? İğneli epilasyon, lazer epilasyon, ağda, tüy dökücü kremler ya da jilet gibi yöntemlerin sakıncaları var mıdır?

Hamilelikte hormon değişimleri karın ve meme başı etrafında tüylenmeye ve diğer istenmeyen tüylerde artışa neden olabilir. Hamilelik nedeniyle karın ya da meme başında oluşan tüyleri cımbız ya da jilet ile almazsanız, bunlar genellikle doğum sonrasında kendiliğinden dökülür.

Diğer tüyler için uygulanan yöntemlerin ise çeşitli sakıncaları olabilmekte ya da bazı noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir.

İğneli epilasyon: Elektroliz
Hamilelik sırasında elektroliz yönteminin güvenilirliğini ortaya koyan araştırmalar mevcut değildir. Fetus üzerindeki etkileri konusunda yeterince bilgi olmayışı nedeniyle uzmanlar hamilelik döneminde elektroliz yönteminden uzak durulmasını tavsiye ediyorlar. Buna rağmen elektroliz yöntemini uygulamaya kararlıysanız, son üç ayda meme etrafına ve karın bölgesine epilasyon yaptırmaktan kaçınmalısınız.

İğneli epilasyonda termoliz ve galvanik olmak üzere iki tür akım kullanılır. Termoliz diaterm, radyo dalgası, kısa dalga veya yüksek frekans olarak da adlandırılabilir. Galvanik elektroliz yönteminde kişi ile cihaz arasında bir elektrik akımı dolaştırılır. Amniyotik sıvı iletken vazifesi görebileceğinden bu yöntem hamilelikte kullanılmamalıdır. Gebelik döneminde lazerli veya iğneli epilasyon ile kimyasal yöntemlerle yapılan epilasyon yöntemlerini önermiyoruz.

Her durumda iğneli epilasyon uygulamasına başvurmadan önce mutlaka doktorunuza danışmalı ve onun tavsiyeleri doğrultusunda hareket etmelisiniz.

Lazer epilasyon
Lazer epilasyonda tüydeki koyu renk pigmentler hedeflenir ve kıl folikülüne termal ve/veya mekanik hasar verilir. Hamilelik sırasında lazer epilasyonun güvenliğini değerlendiren yeterli bilimsel çalışma mevcut değildir. Dolayısıyla, fetus üzerindeki etkileri konusunda yeterince bilgi olmayışı nedeniyle uzmanlar hamilelik döneminde lazer epilasyon yönteminden de uzak durulmasını tavsiye ediyorlar.

Ağda
Hamilelik sırasında cildiniz ağdaya eskisinden daha farklı reaksiyon gösterebilir. Hamilelikte cilt çok daha hassas olabileceği için ağda öncesi ve sonrasında rahatlatıcı bir antiseptik solüsyon kullanılması yanma veya batma hissini azaltabilir. Ayrıca enfeksiyon oluşmasının önlenmesine, tahriş ve kızarıklığın azaltılmasına da yardımcı olabilir.

Kadınlar genellikle ağdayı tüy dökücü kremler veya jilete kıyasla daha uygun ve rahat bulmaktadır. Genel olarak ağdanın hamilelikle ilgili sakıncaları bulunmasa da, sizin hamileliğinize özel bazı durumlar nedeniyle ağda yaptırmaktan kaçınmanız gerekli olabileceğinden, öncelikle doktorunuza danışmanız en doğrusu olacaktır.

Tüy dökücü kremler
Tüy dökücü kremlerin içerdikleri kimyasal maddeler nedeniyle hamilelikte kullanımı önerilmemektedir. Bu maddelerin zararlı olduğuna dair bulgular mevcut olmamakla birlikte, zararlı olmadığı da bilimsel çalışmalarla gösterilmemiştir.

Doktorunuza danışarak tüy dökücü krem kullanmaya karar vermeniz durumunda, her tür kozmetik üründe olduğu gibi, tüy dökücü kremlerde de cildinizin nasıl bir reaksiyon vereceğini görmek için önce cildinizin küçük bir bölümünde deneme yapmalısınız. Ancak hem tüy dökücü kremler içindeki kimyasal maddelerin kokusu hamile kadınlar için çok rahatsız edici olabilir, hem de nadir görülen bir alerjik reaksiyona yol açabilir. Bu nedenle bulunduğunuz ortam hem çok iyi havalanan bir ortam olmalı ve kimyasal yanıkların oluşmaması için zamanlamaya çok dikkat etmelisiniz.

Jilet
Hamilelik sırasında uygulaması en rahat yöntem olmasa da, jilet her zaman en ucuz, en kolay seçenektir. Jilet kullanmaya karar verdiyseniz, eşinizin yardımını almanız gerekli olabilir. Cildinizin yumuşak ve esnek olması için her gün E vitamini içeren iyi bir nemlendirici bir krem kullanmalısınız.

Erken Yaşlanmanın Nedenleri

Sağlıklı ve uzun yaşamın sırlarını veren Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'na göre, stresi hayatından kovan, dengeli beslenip spor yapan herkes uzun ömürlü olabilir. 120 yıl yaşamak hayal değil!

"Mutlu bir hayat daha uzundur..."
Ne mucize besinler, ne sporla geçirilen bir hayat, ne de sihirli formüller... Uzun ve sağlıklı bir yaşamın sırlarını öğrenmek için başvurduğumuz Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nun üzerinde en çok durduğu ve ısrarla vurguladığı kavramlar, sağlığa eşlik eden mutluluk, huzur ve dinginlik oldu...

Belki temel bu ama daha pek çok şey var... Bu yazıda daha uzun ve sağlıklı yaşamın püf noktaları ve çeşitli reçeteleri verilirken, genç kalmayı kolaylaştıran küçük formüller de sıralanacak. Prof. Dr. Müftüoğlu, 'yaşama sanatı'ndan 'yaşlanma sanatı'na uzayan bakış açısıyla, nasıl yaşlanmamız gerektiğini anlatacak...

'Biz yaşamı uzatmıyoruz, zaten yaşam uzuyor' diyorsunuz. İnsan ömrü neden uzuyor ve biz ne kadarına müdahale edebiliyoruz?
Bilim ve teknolojik gelişmeler insan ömrüne ömür katıyor. Sadece antibiyotiklerin keşfi, ortalama insan ömründe 10-15 yıllık uzama yaptı.Aşılanmanın getirdiği koruyucu güç, bizim daha az hastalanmamızı sağladı.

Son bir araştırmada statin grubu kolesterol ilaçlarının ortalama insan ömrüne ilavesinin 12 yıl civarında olduğu hesaplandı. Karaciğere verdiği zarar çözülürse statinler 10 yıl sonrasının Aspirin'leri olacak. Genetik bilimindeki gelişmelerle genetik mirasımızdan dolayı başımıza gelen sağlık olaylarının çoğunun ertelenmesini sağlayacağız. İnsanlar, muhtemelen hak ettiği ömrü zaten yaşayacak.

Nedir hak ettiğimiz ömür?
Bence 120'nin üzerinde. Kayıt altında bilinen en uzun yaşayan kişinin yaşı, 117. Eğer 117 yıl gerçekleşiyorsa insan ömrü bunu zorlayabilir. Bana göre 120 yıl yaşamak efsane değil. Son 100 yılda yaşam süremiz ortalama 30 - 40 yıl uzadı.

Uzun yaşamın kaynağı dediğimizde en önemli belirleyiciler neler?
Daha çok sağlık bilinci içinde olmayı, daha iyi, daha sağlam duruşu sağlamayı becerebildiğimiz için hak ettiğimiz süreyi yaşayacağız. Entelektüel düzey iyiyse, bu daha iyi gerçekleşecek. Çünkü araştırmalara göre uzun ömrün en önemli anahtarlarından biri eğitim.

Yaşlanmayla eğitimin ilişkisi ne?
Eğitimli kişi sağlık ve dünya konusunda daha bilinçli. Araştırmalar eğitilmiş insanların belleklerinin daha sağlam olduğunu ve yaşam süresinin uzadığını gösteriyor. Eğitimli insan aşısını yaptırıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, hastalık belirtilerinde doktora daha erken başvuruyor. Hastaların yüzde 80'i çok hastalanmadığı sürece doktora gitmiyor.

Bugünkü Türkiye'de eğitim düzeyimize bakarsanız, potansiyel yaşlanma sürecimiz nasıl?
8 yıllık eğitimin sadece eğitimle ilgili değil, sağlıkla ilgili sorunlarda da ciddi çözüm üreteceğini umut ediyorum. Eğitim düzeyimize, üniversitelileşme oranlarımıza bakarsanız hâlâ yüzde 35-40'lardayız. Türkiye'de ortalama yaşam süresi kadınlarda 72, erkeklerde 68-69'a dayandı. ABD'de 78-82 yaş civarında. İleride ortalama yaşam süresini hızla uzatan ülkelerden biri haline geleceğiz.

'Ölçü kaçmamalı'
Ömrü akıllıca yaşamak. Hiçbir şeyin ölçüsünü kaçırmamak lazım. Formda kalmak, kaliteli bir hayat yaşamak, mutlu olmakla birleştirdiğiniz zaman sağlığın faydası var.

Nereden, nasıl başlamak lazım? Bunun için belli bir yaş var mı?
2 sınır çiziyorum. 30-35'li yaşlar artık dönüp kendinize bende neler oluyor diye sormaya başlamanız gereken yaşlardır. Diğeri 55 yaş ve üstü.

Yolun yarısı da 35 değil artık...

Tabii ki. 35 çok gerilerde kaldı. Ama orada Cahit Sıtkı'nın anlatmak istediği hayatın sadece organik yarılanması değil, ruhsal yarılanması. 35'ten sonra yaşamınız uzuyor ama ruhsal kalıbınız orta yaşa geliyor. 50 yaş ve civarını orta yaşlara giriş gibi düşünmek lazım. Bugünkü klasifikasyonda birkaç şeyi gündeme getirmek lazım. Artık bütün dünyada her şey yaşlılar ve orta yaşlı insanlara göre konumlandırılıyor. Çünkü tüm dünyada doğurganlık azalıyor, yaşam süresi uzadığından en fazla yaşlı nüfus artıyor.

55'te doktor şart

Peki bir doktora başvurmak için hangi yaşı beklemek lazım?
Doktora başvurmanın mutlaka gerektiği yaş, 55 ve üstü yaştır. Bu yaş grubu çok daha önemli. Çünkü o dönemde kadında da, erkekte de birdenbire hızlanan hormonal, metabolik değişimler yaşanır.

Kadında yıkım daha fazla olmasına karşın daha uzun yaşamaları bir paradoks değil mi?
Evet ama bence kadınların uzun ömürlü olmalarında bu çok olumlu bir katkı. Bütün dünyada kadınların ömrü daha uzun. Hiçbir ülke yok ki, erkekler kadınlardan daha uzun yaşasın. Erkeklerin sağlıkları konusunda daha fazla duyarlı olmaya ihtiyaçları var. Sağlıklarını daha iyi izlemeleri bazen erkekler tarafından alay konusu edilse bile, çoğu zaman kadınların daha uzun yaşamalarının sebebidir.

Orta yaşlarda hayata bakış nasıl olmalı?
İlkönce sağlığa, mutluluğa, dinginliğe odaklanmak lazım. Sağlıklı olma kararı, beraberinde başka türlü bir hayat yapılanmasını da gerektiriyor. Biraz egzersiz, biraz beslenme odaklı, uykuya, stres yönetimine dikkat eden, kendini başarıya daha fazla adayan, bunlar için gerekli olan ekonomik gücü elde etmeye çalışma gayreti içinde olan, ki ekonomisi daha iyi olanlar daha az hastalanıyor.

Örneğin ben sağlığımdan başlamalıyım, sigara içiyorum, onu bırakmalıyım. Egzersiz yapmıyorum, yapmalıyım. Duygusal hayatıma çok iyi dikkat etmeliyim. Ailevi ilişkilerim çok iyi değil, eşimle, çocuklarımla yeterince ilgileniyor muyum?Bunları zaman zaman gözden geçirmek lazım. Hayatı dikkatli bir şekilde dağıtmak lazım. Sağlıklı olma kararı bir meydan okumadır.

İşte erken yaşlanmanın nedenleri
—Beslenme eksiklikleri.
—Hipertansiyon, şeker hastalığı, damar sertliği gibi uzun süreli sağlık sorunları.
—Genetik hastalıklar.
—Kas ve eklem sorunları.
—Egzersiz eksikliği (hareketsiz yaşam tarzı).
—Kolesterol-trigliserit yüksekliği.
—Yoğun stres, mutsuzluk, kötümserlik, depresyon.
—Organ yetmezlikleri (tiroit bezi tembelliği, karaciğer yetersizliği, kalp, böbrek, hipofiz yetmezliği).
—Yoğun çevresel kirlilik ve radyasyon etkisi.Yetersiz ve kalitesiz uyku.
—Sigara, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı.

Deliksiz Uykunun Sırları

8 saatlik deliksiz bir uykunun sırrını açıklıyoruz... Ancak öyle her bulduğunuzu yiyeceksiniz gibi bir yanlışa kapılmadan dalın... Yaklaşık 200 kalori civarındaki bazı sihirli yiyecekler ile hem sindirim sisteminizi yormamış olursunuz, hem de kaslarınızı gevşetip, sakinleşirsiniz. Serotonin ve melatonin hormonları sayesinde ise deliksiz bir uykuya kavuşursunuz. Aşağıdaki listeden 1 veya 2 adedi geçmeyecek şekilde dilediğiniz seçimi yapmakta özgürsünüz!Muz Açık olarak söylemek gerekirse sarı bir poşet içindeki uyku hapları olarak adlandırabiliriz. Seratonin ve melatonin dışında aynı zamanda magnezyum içeren bu meyve, kaslarınızı gevşetip sizi rahatlatır.

Papatya Çayı
Sizi yatağa huzurlu bir şekilde yatıracak bir çaydan bahsediyoruz. Sakinleştirici özelliği sayesinde papatya çayı , kaygılı ve sinirli bir bünyenin en iyi panzehiridir.

Ilık Süt
Evet çok duyduğunuzu biliyoruz...Fakat bu bir mit değil, gerçektir. Süt içeriğinde bulunan ve tripsin etkisiyle serbestlenen ve organizma için gerekli bir aminoasit olan triptofan sayesinde beyniniz yatışır ve daha sağlıklı bir uykuya dalarsınız. Elbette ki sıcak sütün yıllardır duyduğumuz birçok iyileştirici özelliği sayesinde psikolojik bir etkileşim de duyabilirsiniz.

Bal
Bitki çayınızın veya ılık sütünüzün içine atacağınız bir çay kaşığı kadar balın etkileri hiç de göründüğü kadar küçük değildir. İçeriğindeki şeker her ne kadar vücudu hareketlendirmeye niyetlense de, az miktarda glikoz oreksine dur işareti yapar. Oreksin son zamanlarda keşfedilmiş ve beyni hareketlinderen bir nörotransmiterdir.

Patates
Az miktarda fırında pişirlmiş patatesin iyi bir gece uykusuna yardımcı olabileceğini pek sık duymadığınızı biliyoruz. Midenizi yormayacağı gibi, içeriğindeki tripofan sayesinde asit seviyesini düşürür. Etkiyi daha da artırmak için sütle birlikte püre kıvamına getirip yiyebilirsiniz.

Yulaf Unu
Yulaf içeriğindeki melatonin sayesinde iyi bir uykunun en iyi ilaçlarındandır. Bir miktar Akçaağaç şerbetiyle karıştırsanız hem de lezzeti ile sizi büyüleyecektir.

Kepek Ekmeği
Bal kattığınız çayınız ile birlikte yiyeceğiniz bir ince dilim kepek ekmeği, vücuttaki insülinin biraz serbest kalmasına ve tripofan ile seratonininize ‘'uyku vakti'' mesajını yollamasını sağlamaktadır.

Badem
Bir avuç kalp dostu bu yemişlerden yediğiniz takdirde, sizi tatlı bir şekerlemeye götüren yolculukta en büyük yardımcınızı bulmuş olacaksınız. Hem tripofan içeriği hem de uygun ölçüde içerdiği kalsiyum sayesinde kaslarınızın rahatlamasına yarar.

Keten Tohumu
Hayat bazen ters gittiğinde ve siz de kendinizi kötü hissettiğinizde, 2 kaşık keten tohumunun sizlere yardımcı olabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Süt veya yoğurt içine katabileceğiniz keten tohumu, omega 3 yağ asitleri açısından zengindir ve doğal bir moral verici etkisi bulunmaktadır.

Hindi
Yılbaşını unutun. Güzel bir uykunun 2-3 saat öncesi, bir ince dilim kepek ekmeği üzerine koyacağınız küçük bir parça haşlanmış hindi eti yararlı olacaktır. İçeriğindeki tripofan sayesinde midenizde çok miktarda protein olmadığı zamanlarda bile sizi rahatlatır.

Diyetsiz Zayıflamanın Yolları

Zayıflama konusunda bildiğiniz her şeyi unutun. Size yasakların olmadığı, çikolatadan pastaya, dondurmadan pizzaya her şeyi yiyebileceğiniz bir zayıflama yöntemi öneriyoruz.

1-Tüm kuralları unutun
Günümüzde kilo verme konusunda bilimsel olarak kabul edilen kurallar, uzmanlar tarafından bile tartışmalı.Pek çok uzman, karbonhidratların şişmanlattığı konusunda görüş bildiriyor ama bunları tüketen pek çok insan formunu korumaya devam ediyor. Aynı şey, yağ ve protein için de geçerli. Metabolizmayı hızlandırmak adına sabahları kahvaltı etmek de bu görüşe göre kişinin acıkmadığı halde yemesi dışında hiç bir işe yaramıyor.

2-Acıkma-doyma sinyali
İnsanın doğasıyla, besinlerle ve çevresiyle barışması amaçlı bu yöntemi kilo sorunu olmayan insanlar farkında bile olmadan uyguluyor. Acıkma,doyma, tokluk sinyallerine uyulmasıyla doğal kilo ayar mekanizması, tekrar işler hale getiriliyor. Böylece diyetlerin açtığı psikolojik yaralar sarılıyor, keyfiniz yerine geliyor, içiniz yaşama sevinciyle doluyor.

3-Diyetleri çöpe atın
Yöntemin en büyük avantajı, besinler konusunda kısıtlama içermemesi. Çünkü, bir besine yasak ya da şişmanlatan gözüyle baktığınızda o besinden kaçmaya çalışıyor, çekiciliğini arttırıyorsunuz ve gereğinden fazla yiyorsunuz.

4-İdeal değil doğal kilo
6 seans süren tedavide, önce hedeflediğiniz kilonun gerçeği yansıtıp yansıtmadığı belirleniyor. Çünkü bazen ideal kilo, diyet uzmanlarının önerdiği estetik bir dayatma olabiliyor. Bu yönteme göre, kilo sorunu yaşamadan, kendinizi bedensel ve ruhsal rahat hissettiğiniz kilo, ideal kilonuz. Tedavinin başında tartıdan uzak durmalısınız.

5-Kalori kısıtlaması yapmayın
Diyetlerdeki başarısızlık oranı yüzde 95. Tüm zayıflama yöntemleri, vücuda kalori kısıtlamasını empoze ediyorlar. Kısıtlama yapmak, vücudu açlığa mahkum etmekle eş anlamlı. Bu yüzden vücut da, doğal tepki geliştiriyor.

Cinsellikten Tiksiniyor Musunuz ?

Cinselliği yaşamın doğal bir parçası olarak kabul etmeyen, aşırı titiz ve kokulardan kötü etkilenen kişiler için sevişmek tiksinti verici bir şey olabilir.

Cinsel tiksinti bozukluğu; cinselliği kötü, ayıp ve utanç verici olarak gören, cinselliği yaşamın doğal bir parçası olarak kabul etmeyen, aşırı titiz ve kokulardan kötü etkilenen kişilerde daha sık görülür..

Yaş faktörü
Kaybetmeye başladıkları gençliklerini kendilerinden küçük bir kadınla yeniden kazanmak ve ikinci baharlarını yaşamak isteyen yaşlı erkekler; genç kadınları iyi hissettirmeyi ve mutlu etmeyi çok iyi bilir. Ancak her şeye rağmen yaş ve beden farkı genç kızlarda tiksinme yaratabilir. Bu da cinsellikte anlaşmazlıklar çıkmasına ve tarafların mutsuz olmasına neden olabilir.

Kötü ve utanç verici görürler
Aşk ve sevgi, tiksinme sınırının genişlemesidir. Bir eş ile cinsel ilişki kurmaktan aşırı tiksinti duyma ve bundan tümüyle kaçınma durumuna ise; 'cinsel tiksinti bozukluğu' denir. Cinselliği kötü, ayıp ve utanç verici olarak gören, cinsel taciz, şiddet gibi olaylarla karşı karşıya kalmış, cinsel eğitimi olmayan, cinselliği yaşamın doğal bir parçası olarak kabul edemeyen, aşırı titiz ve kokulardan olumsuz etkilenen kişilerde bu sorun sık görülür. Bu açıdan bakıldığında, sizin yaşadıklarınızı ve yaşlı partnerinizle baba özlemini tatmin edip etmediğinizi bir cinsel terapist nezaretinde yeniden gözden geçirmenizde fayda var.

Cinsel İsteği Azaltan Etkenler

Testosteronunuzu ölçtürerek işe başlayabilirsiniz. Ancak unutmayın; cinsel gücünüzü yalnızca erkeklik hormonu belirlemez.

Her şey bir sabah saat 08.00 ile 10.00 arasında vereceğiniz kanla ortaya çıkacak. Doç. Uğur Yılmaz, "Testosteronunuzu ölçtürerek işe başlayabilirsiniz. Ancak unutmayın; cinsel gücünüzü yalnızca erkeklik hormonu belirlemez" diyor...

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Cinsel İşlev Merkezi Direktörü Doç. Dr. Uğur Yılmaz sizlerden gelen soruları yanıtladı:

Yüksek testosteron erkekler için bir sorun mudur?
Eğer aşırı derecede yüksekse, bu bir hastalığın belirtisi olabilir ve araştırılması gerekir. Örneğin; böbrek üstü bezlerinde bir sorun olabilir veya testis tümörü oluşmuş olabilir. Bunun dışında, testosteronun yüksek olması erkekler için bir sorun değildir.

Testosteron seviyemizi herhangi bir laboratuvarda ölçtürebilir miyiz? Düşükse, ilaç almak çözüm müdür?
Elbette ölçtürebilirsiniz. Sabah aç karnına gitmenizi öneririm. Özellikle saat 08.00-10.00 arasında ölçüm yaptırmanız gerekir. Bu saatler testosteronun en yüksek olduğu saatlerdir, daha sonra düşer. Düşük çıkması halinde kendi başınıza ilaç almanız tehlikeli olabilir, lütfen bunu denemeyin. Değerleriniz düşükse mutlaka bir üroloğa başvurun.

30 yaşındayım. Düzenli spor yapıyorum. Vücudum son derece fit ancak cinsellikten son dönemde soğudum. İlaç kullandığım halde çok etkili olmadı. Testosteron seviyemi ölçtüreyim mi?
Cinsel isteğin azalmasında tek etken testosteronun düşüklüğü değildir. Cinsel isteği azaltan diğer sebeplerin de araştırılması gerekir. Cinsel istek anlayışınızı değiştirmeniz gerekebilir.

Evlendim çok değiştim
40 yaşındayım. 2 yıl önce bekarken, cinsellikten çok hoşlanıyordum. Şu anda seks çekici gelmiyor. Sizce bunun testosteronla ilgisi olabilir mi? Elbette olabilir. İlerleyen yaşla birlikte erkeklerde testosteron seviyesi azalabilir. Evli erkeklerde testosteronun azaldığına dair araştırmalar da var. Eğer öyle bir durum varsa laboratuvar testlerine göre, testosteron replesman tedavisi uygulanabilir. Rastgele testosteron tedavisi yanlıştır.

Doktora gittim testosteron seviyem düşük çıktı.
Sizce viagra bana iyi gelir mi?Viagra ile testesteron arasında bir ilişki yoktur. Testosteron seviyeniz düşükse bu tür ilaçların çok etkisi olmaz. Eğer gerekli ise doktor gözetiminde testosteron tedavisi daha sağlıklı sonuç verir. Bazen testosteron tedavisinin yanında bu tip ilaçlar da kombine uygulanabilir.

İki yıl önce prostat kanseri tedavisi gördüm. Şu an testosteron seviyem çok düşük. Cinsellik konusunda çok istekli değilim. Doktor testosteron tedavisini öneriyor. Ancak çok tereddütlüyüm. Ne yapayım?
Testosteron erkek fizyolojisi için önemli olmasına rağmen, prostat bezinde kanserin gelişiminde de rol alır. Prostat kanseri tespit edilen durumlarda testosteron tedavisi sakıncalı görünüyor. Testosteron seviyesindeki düşüklüğün sebebi kullanılan ilaçlar ise onların değiştirilmesi faydalı olabilir. Bu sıkıntınızı mutlaka doktorunuzla paylaşın. Riskiniz sürüyorsa testosteron tedavisine başlamanız sorun olabilir. Ancak doktorunuz riskin tamamen bittiğini düşünüyorsa, o zaman bu tedaviden yararlanılabilir.

Eşim testosteron jel kullanıyor. Ben bundan etkilenmemek için dokunmaktan kaçınıyorum. Üstüne sürekli tişört giyiyor. Bu jel, bana değen noktalarda kıllanma yapar mı? Sizce benim etkilenmemem için ilaç veya iğne kullansa daha mı iyi mi olur?
Kısa bir süre sonra bu jel emilip kana karışıyor. Aradan birkaç saat geçtikten sonra jel sürülürken kıllanmaya yol açmaz. Bu nedenle daha çok sabahları kullanılmasını öneririz. Ancak yine de kuşkularınız varsa eşiniz, eşinizin doktoru ve siz bir araya gelerek bu konuyu konuşun. Elbette ki tedavi için jel kullanımından başka seçenekler de var. Mesela enjeksiyon tedavisi 3 ayda bir uygulanıyor ve son derece yararlı oluyor. İlaç tedavisi de uygulanabilecek yöntemler arasında yer alıyor.

Hazırlayan: Esra Tüzün / Sabah

13 Aralık 2007 Perşembe

64 Yaşında Anne Oldu

Almanya'da yaşayan 64 yaşındaki Türkan Katıçelik, suni döllenme ile hamile kaldı.

Almanya'da yaşayan 64 yaşındaki Türkan Katıçelik, Asschafenburg Zigelberg Kadın Kliniği'nde suni döllenme yöntemi kullanılarak hamileliğinden bir bebek dünyaya getirdi.

Bebeğin adı Kayra
Alman medyasının ilgi odağı haline gelen Türkan Katıçelik basının önüne çıkmazken, baba Selim Katıçelik hastane önünde toplanan basın mensuplarına bebeğe Kayra adını verdiklerini söyledi. Katıçelik, bebeğin sağlık durumunun gayet iyi olduğunu belirtti.

20 yıllık bir aradan sonra çocuk sahibi olmalarının kendileri için büyük sürpriz olduğunu anlatan Selim Katıçelik, 1964 yılından beri Almanya'nın Aschaffenburg kentinde yaşadıklarını söyledi. Katıçelik, "Eşim Türkan, yıllardır özlemini duyduğu bir çocuğa sahip oldu. Kendisi bu durumdan dolayı çok mutlu" dedi.

Bebeği göstermediler
Basın mensuplarının yoğun taleplerine rağmen bebeğin ve annenin resminin çekilmesine izin verilmedi. Anneye, yurtdışında yaşayan 25 yaşındaki bir kadının yumurta hücrelerinin yerleştirildiği bildirildi.

Daha sonra babanın spermleri alınarak suni olarak döllenme gerçekleştirildiği açıklandı. Doğumu gerçekleştiren doktor Elias Karam, annenin sağlık durumunun iyi olduğunu açıklarken, kadının daha önce çok kez düşük yaptığını bildirdi.

En geç yaşta çocuk sahibi olan anne
Doğum yönteminin Almanya'da yasak olduğunu söyleyen Karam, "Er ya da geç Almanya'da da yumurta hücrelerinin bağışlanmasına izin verilecek. Sperm bağışlanmasına izin veriliyor ama yumurta hücrelerine izin verilmiyor" dedi. Karam, hastasının muhtemelen Almanya'da en geç yaşta çocuk sahibi olan anne olduğunu dile getirdi.

Bir örnek daha var
Geçtiğimiz yıl 64 yaşındaki Memnune Tiryaki, Türkiye'de yasak olduğu için KKTC'de yumurta nakli yaptırıp anne olmuştu. 2006 yılında 67 yaşında ikiz çocuk dünyaya getiren İspanyol kadın dünyanın en yaşlı anne olan kadını olarak biliniyor.

Hamileyken Sigara İçmek Bebeğin Ölümüne Sebep Olabilir

Hamilelik ve doğum sonrası tüttürülen her sigara, bebeği ölüme yaklaştırıyor! Sigara içen 10 anneden dokuzunun bebeği beşik ölümüne kurban gidiyor.

Bristol Üniversitesi Çocuk Hayatı ve Sağlığı Enstitüsü'nün yaptığı araştırma, bebeklerinde beşik ölümü görülen annelerin 10'da dokuzunun hamilelik döneminde sigara içtiğini ortaya çıkardı. Buna göre, hamileliğinde sigara kullanan kadınların bebeklerinin beşik ölümüne kurban gitme riski diğerlerinden dört kat daha fazla.

Nefes sorunu yaşanıyor
Hamilelik ve doğumun hemen sonrasında sigara içmek, fetusta ve yeni doğan bebeklerde gelişim sorunlarına yol açabiliyor. Sigara dumanına maruz kalan bebekler nefes sorunu yaşayabiliyor, akciğer gelişimi engellenebiliyor. Bir başka argüman da dumanın beyindeki kimyasalları etkilediğini söylüyor.

Early Human Development dergisinde yayımlanacak çalışma, sigara kullanımı ve beşik ölümüyle ilgili 21 uluslararası çalışmanın çözümlemesini içeriyor. Birçok anne ve anne adayının sigara uyarılarını önemsemedikleri söylenen çalışmada 'Sigara ve tütün bağımlılığı, kurbanlarını bu kadar etkisi altına almışken, insanların tütüne erişimi konusunda büyük değişiklikler yapmadan bu risk faktörünün azaltılabileceği konusu tartışmalı" deniliyor.

Sigarayı şimdi bırakın!
Çocuk sağlığı ve gelişim psikolojisi profesörü Peter Blair, tüm ebeveynler yarın sigara içmeyi bırakırsa, ani bebek ölümü sendromu vakalarının yüzde 60'ının ortadan kalkacağını söylüyor. Ani bebek ölümü sendromuyla (SIDS) ilgili çıkanlar arasında en güveniliri sayılan araştırma, sigara karşıtı düzenlemelerin kapsamının genişletilmesi için hükümeti uyarıyor.

Ani ölümler oluyor
Öneriler arasında, hamilelerin evde sigara içmesini önlemek, sigara satın almalarını tümden yasaklamak bile var. Bebek Ölümü Çalışmaları Kuruluşu'na göre, Britanya'da her yıl yaşları bir ile dört ay arasında değişen 300 bebek aniden ölüyor. SIDS'in bir aydan büyük bebeklerde sebep olduğu ölüm oranı, trafik kazaları, lösemi, menenjit vakalarının toplamından büyük.

Genç Yaşta Cilt Bakımının Önemi

İleride genç bir cilde sahipolabilmek için20’li yaşlarda önlem almak gerekiyor.

Kadınların 'orta yaş’ farkındalığını artıran en önemli şey, yüzündebaşlayan hafif - orta kırışıklıklar ve cildinde bariz olarak gözlemlediği deformasyonlardır. Ancak kimileri var ki 50 yaşında sanki 30’larındaymış gibi görünüyor. Peki nasıl nasıl oluyor da bazılarımız kızıyla, abla - kardeş gibi görünmeyi başarıyor? “Cildimiz en büyük organımız” diyen dermatologları iyi dinlersek belki de yaşlı görünmemek için en çok bu organımıza dikkat etmemiz gerektiğini anlarız. Cildin yaşlanması, Dr. Erçin Özüntürk’e göre 20’li yaşlarımızda başlıyor. Özüntürk, bu nedenle alınabilecek en önemli önlemlerden ikisinin suyu yudum yudum içmek ve güneş ışınlarından korunmak olduğunu vurguluyor.

Türkiye Kozmetik Araştırmacıları Derneği Başkanı (TÜKAD) Dr. Erçin Özüntürk’le cildimizi orta yaşa hazırlamanın yollarını konuştuk.

Orta yaşa girerken neler yapmak lazım?
Genç görünerek yaşlanmak mümkün. Hormonal yapı son derece önemli. Hormonlar, bütün metabolizmamızı olduğu gibi cildimizi de düzenler. Kadınlarda dişilik hormonu östrojenin sonderece etkin görevleri yanında bazen olumsuzluklar oluşturması da kaçınılmaz. Bu olumsuzluklar, çoğunlukla yağ dokusu üzerinde belirli yaşlardan itibaren başlayan şekil değişiklikleriyle karşımıza çıkar. Yağ dokusunun yapısında bozulma, selülitin ortaya çıkmasına neden olur.

Östrojenin yüzümüzdeki yağ dokusu için olumlu ama vücuttaki yağlar için olumsuz etkisi var o halde ...
Evet iki taraflı etkisi var. 40’lı yaşlara gelindiğinde cildimiz daha hızla nem kaybeder. Cildin elastikiyeti ve canlılığı kaybolmaya başlar. Yüzde bulunan çizgiler artık daha derin kırışıklıklara dönmeye başlar ve cildin parlaklığı azalır. Bu nedenle cilt bakımı daha büyük bir önem kazanır.

Bu yaşlarda yapılması gereken nedir?
Düzenli bakımlar ve bunlarla yeni hücre oluşumunu ve kolajen sentezini harekete geçirmek. Cildi özellikle serbest radikallere karşı güçlü hale getirebilmek şart. Serbest radikaller bazen anormal derecede hücre yapılarını bozarak istenmeyen reaksiyonlara sebep olurlar. Yüz ve göz çevresinde oluşan çizgiler için özel kremler kullanmak gerekir. Hatta bunlara erken yaşlarda başlayarak orta yaşlara uzanmak yararlı olur.

Kaç yaşında mesela?
Cilt yaşlanması 20’li yaşlarda başlıyor. Doğar doğmaz yaşlanmaya başlayan iki organ var, birisi göz, diğeri cildimiz. Dolayısıyla 20’li yaşlardan itibaren önemseyerek cildimize bakım yapmamız gerekli. Erkenden başlanan bu bakımlar cildimiz için oluşan birer yatırımdır. İleriki dönemlerde bunların yararını çok sık görürsünüz. Mevsim değişikliklerinde mevsime uygun bakımlar yapmak gerekir. Cildi toparlamak için birtakım kürler uygulamak yerinde olur.

Peki 20’li yaşlarda alınacak bu önlemlerle cilt yaşımız ne olur?
40’lı yaşlara geldiğinizde 30’lu yaşlarda görünmeniz mümkün olur. 60’larınızda da 50 hatta 45 yaşında görünebilirsiniz.

Hayat tarzımızda neleri değiştirmeliyiz?
Stresten uzak bir yaşam tarzı, dengeli beslenme, alkol ve sigaradan uzak durmak ve en önemlisi güneşle temas sürenizi olabildiğince en aza indirgemek iyi bir cilt için gerekli olan unsurlardır. Güneş ışınlarının oluşturabileceği serbest radikallerin artmasıyla beraber, cildin anormal derecede yaşlanması ve hayatı tehdit edecek deri kanserlerinin ortaya çıkması söz konusu. Cilt kanserlerinde büyük artış var. Mutlaka koruyucu kremler kullanmak, güneşin çok yoğun olduğu 10.00 - 16.00 saatleri arasında kesinlikle güneşin altında kalmamak gerekiyor.

Peki ürün tercihi yaparken neler göz önünde bulundurulmalı?
Yaşlanmanın nedeni olan temel unsur, kolajenin yapı değişikliği ve miktarındaki azalmadır. Kolajen çok büyük moleküllü bir madde. Deri gözenekleri ise çok ufak. Dolayısıyla çok büyük maddenin bu ufak deliklerden geçmesi mümkün değil. Şimditeknoloji sayesinde bu büyük moleküllü kolajen yapısı küçük parçalara ayrılıyor. Böylelikle gözeneklerden geçmeleri ve içeride birleşmeleri sağlanıyor. Dolayısıyla bu tür kremlere 20’li yaşlarda başlanılmalı.

Botoks uygulamalarına 20’li yaşların sonunda başlanabilir mi?
Koruyucu amaçla başlanabilir. Ayrıca, cildimizde gerginlik sağlayarak kullandığımız kremlerin cilde daha iyiemilmesine yardımcı olur botoks.

Cinsel İsteksizlik Kadınlarda Daha Çok

Türkiye’de en sık rastlanan cinsel sorunun, "isteksizlik" olduğu ifade edildi.

Cinsel Tıp Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe, yaptığı açıklamada, partnerler arasında yanlış anlamalara ve ciddi çatışmalara yol açan en önemli faktörlerden birinin eşlerin cinsel istek düzeylerinin belirgin şekilde farklılık göstermesi olduğunu söyledi.

Keçe, Türkiye’de en sık rastlanan cinsel işlev bozukluğunun cinsel isteksizlik olduğunu belirterek, "Cinsel isteksizlik, kadınlarda erkeklerden daha fazla. Cinsel isteksizlik, kadınların ortalama yüzde 33’ünde görülür. Oranlar yaşa bağlı olarak artmakta" dedi.

Cinsel isteksizliğin, yeterli cinsel uyarıya rağmen cinsel etkinliktebulunma isteğinin az olması veya hiç olmaması, cinsel arzu duyulmaması durumu olduğunu ifade eden Cem Keçe, bunun halk arasında "frijidite" ya da "cinsel soğukluk" olarak da adlandırıldığını bildirdi.

Keçe, cinsel soğukluğun nedenlerinin fiziksel ve psikolojik faktörler olmak üzere ikiye ayrıldığını belirterek, şöyle konuştu: "Fiziksel ya da psikolojik nedenleri toparlayacak olursak, bir kısmı erkeklerin sebep olduğu, bir kısmı kadınların kendilerinden gelen ve bir kısmı da çevreyle ilgili nedenlerdir. Kadınların yaklaşık yüzde birinde gerçekten fiziksel bir problem vardır. Geri kalan yüzde 99’luk kesimin problemi tamamen psikolojiktir."

Aşkın, kadınlarda cinsel isteği artıran bir etken olduğunu ifade eden Dr. Cem Keçe, sözlerini şöyle sürdürdü: "Cinsel isteksizlik, kadının kısır olması demek değildir. Kadınların büyük çoğunluğu cinsel isteksizliklerinin gerçek nedenini kocalarının beceriksizliğinde ararlar. Oysa çoğu kez durumdan erkek kadar, hatta ondan daha fazla, kadın sorumludur. Cinsel isteksizlik genellikle çiftler arasındaki sorunları yansıtır."

Kulak Çınlaması Hastalığın Habercisi

Kulak çınlamasının, özellikle diyabet ve kalp rahatsızlığı başta olmak üzere çeşitli hastalıklara eşlik edebildiği, bu yüzden nedeninin mutlaka araştırılması gerektiği bildirildi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barlas Aydoğan, halk arasında "kulak çınlaması" olarak bilinen "tinnitus rahatsızlığı"nın, kulak içindeki gürültü, çınlama ve ıslık benzeri seslerle belirti verdiğini söyledi.

Kulaktaki sesleri kişi harici kimsenin duymadığını ve genellikle sessiz ortamlarda fark edilebildiğini belirten Doç. Dr. Aydoğan, şöyle konuştu:

"Bir dizi sağlık sorununun neden olabildiği semptom olan çınlama, oldukça yaygın görülüyor. En büyük hasta grubunu ise hastalığın nedenini fark edemediğimiz grup oluşturuyor.

Kulakta tırmalayıcı şekilde duyulan ses, kişinin yaşam kalitesini düşürdüğü gibi, çoğu zaman psikolojik bozukluklara da yol açabiliyor. Hasta çoğu zaman ilaç tedavisinin yanı sıra çınlamanın yol açtığı sorunlar için de psikolojik destek almak durumunda kalabiliyor."

Çınlamanın, tek başına ortaya çıkabildiği gibi başta diyabet, kalp rahatsızlıkları, kolesterol gibi çeşitli hastalıklarla birlikte görülebildiğini ifade eden Doç.Dr. Aydoğan, hastalığın oluş nedeninin mutlaka bulunması gerektiğini söyledi.

Aydoğan, diğer rahatsızlıklara eşlik edenlerin yanı sıra orta kulak damarlarıyla ilgili sorunlar, kireçlenme, damarlarda aşırı yağlanma, yüksek sese maruz kalma gibi nedenlerin de çınlamaya yol açabileceğini söyledi.

Stresin çınlamayı tetiklediğini bildiren Doç.Dr. Aydoğan, bu durumda kişinin stresi yaratıcı etkenleri mutlaka azaltması gerektiğini ifade etti.

Rahatsızlığın en fazla uyku sorununa yol açtığını vurgulayan Aydoğan, "Ses dolayısıyla uyku sorunu çeken kişiler, hafif bir müzik ve kısık seste dinlenen radyo ile çınlama sesini örterek uykuya geçebilir" dedi.

12 Aralık 2007 Çarşamba

Egzersiz ve Stres Yönetimi

Kendinizi stresli mi hissediyorsunuz? Hareket edin! Egzersiz salt formda kalmak için yapılmaz. Trafik, maddi sorunlar, tartışmalar gibi günlük yaşamın yarattığı gerginliklerden de kurtulmanın en etkin yoludur. Sonuç? Stresin bedeninize verdiği zararı en aza indirgeyip kendinizi daha huzurlu ve zihninizi daha dinç hissedeceksiniz.

Bedeninizde tepkiye neden olan her türlü fiziksel, zihinsel, duygusal ve çevresel etken stres kaynağı olabilir. Uykusuzluk, yetişmeyen işler veya çocuğunuzun hastalığı stres yaratabilir.

Strese verdiğimiz tepki, atalarımızın hayatta kalmalarını sağlayan 'dövüş ya da kaç' dürtüsüdür. Günümüzde ise çoğunlukla zihinsel ve duygusal stres yaşamamıza rağmen bedenimiz aradaki farkı bilmez ve fiziksel tepki için enerji toplamaya başlar. Bu enerji sarfedilmediğinde, yüksek kan basıncına, hazımsızlığa ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olarak bizi hastalıklara karşı savunmasız hale getirir.

Ortaya çıkan fazla enerjiyi egzersiz yaparak harcayabiliriz. Stresli misiniz? Hareket edin! Yürüyüşe çıkın, odanızda dans edin ya da ofiste basit egzersizler yapın. Kanınızı harekete geçirmek stresin fiziksel zararlarını azaltmakla kalmaz, sizi daha huzurlu, zihninizi daha dinç kılar. Stresle baş etmenin daha yararlı bir yolu yoktur!

Düzenli egzersiz yaparak stresten kurtulun
Stres yaratan durumlar bedende çeşitli değişikliklere neden olurlar. Söz konusu değişikliklerden, stresi hala bir ölüm kalım meselesi olarak algılayan böbrek üstü bezleri sorumludur. Stresi ölüm kalım durumlarıyla özdeşleştirmemiz, yırtıcı hayvanlarla boğuştuğumuz ve yaşamımız için savaştığımız ilkel zamanlardan kalmadır.

Kendimizi Koruma Mekanizması
—Böbrek üstü bezlerimiz, yüksek miktardaki depolanmış glikozu, ölüm kalım savaşında adalelerimizin yakıt ihtiyacını karşılamak üzere salgılar.
—Böbrek üstü bezlerinin salgıladığı hormonlar, kalp atışımızı hızlandırıp kan basıncını artırarak üretilen enerjiyi oksijenle birlikte adalelere yönlendirir.
—Denge sağlamak için sindirim, eliminasyon ve bağışıklık sistemlerine giden kan azalır.

Gerçekten yaşamımız için kaçıyor veya dövüşüyor olsak yukarıda saydıklarımızın tümü yararımıza olurdu. Ancak tasarlandığı şekilde metabolizma tarafından kullanılmayan tüm bu besinler ve hormonlar zaman içinde birikerek bedenimize zarar verir.

Bedenin strese verdiği tepki tasarlandığı şekilde kullanılmadığında aleyhimize döner.
—Kandaki yüksek şeker, kan damarlarının çeperlerini aşındırır.
—Yüksek kan basıncı damarlara baskı yapar.Damar çeperinde yaratılan tahribat kolesterol depolanmasına neden olarak kalbimizin yükünü artırır.
—Sindirim sistemini besleyen kan azaldığından hazım zorlaşır, besinler emilemez ve atıkların bedenden atılma işlemi sekteye uğrar.
—Yüksek kan şekeri böbreklerimizi aşındırırarak asitli atıkların filtrasyonuna zarar verir.
—Gerektiği şekilde beslenemeyen bağışıklık sistemimiz enfeksiyonlara veya daha ciddi hastalıklara karşı savunmasız kalır.

Egzersiz yapmak stresin yıpratıcı etkilerinden korunmanın ideal yoludur. Kalkın ve hareket edin - eğer bedenimiz 'dövüşmek ya da kaçmak' istiyorsa bir bildiği vardır, onun isteğini yerine getirmeliyiz! Böyle zamanlarda salgılanan besin ve hormonlar metabolizmada gerektiği şekilde kullanılmazsa uzun vadede aleyhimize işlerler. Yürüyüşe çıkın, bir egzersiz sınıfına kaydolun ve bastırdığınız öfkeyi yararlı bir şekilde vücuttan atın.

Böylelikle fazla enerjiyi tüketmiş, huzur ve dinginlik hissi veren hormonları harekete geçirmiş, üstüne üstlük zihninizin dinçleşmiş olduğunu farkedeceksiniz. Egzersiz yapmak dört dörtlük bir sağlığa ulaşmanın önemli adımlarından biridir.

Eşinizde Sertleşme Sorunu Mu Var ?

Erkekteki sertleşme sorununun tedavisinde ciddi rol oynayan eşlerin bu sorununun ortaya çıkarılmasında da önemli payı var.

14 ülkeden 14 binin üzerinde kadın üzerinde Bayer tarafından yaptırılan Cinsellik ve Modern Kadın Araştırması, kadınların ereksiyon sorunları konusunda kafa karışıklığını da ortaya koyuyor. Kadınların, sertleşme sorununu ve nedenlerini nasıl algıladığına bakıldığında, ''eşlerindeki hangi durumların tam olarak ED anlamına geldiği'' konusunda bilgi düzeylerinin net olmadığı, bu araştırmayla anlaşıldı. Kadınların yüzde 25’inin ereksiyon zorluklarını ''tam bir ereksiyon yokluğu'' olarak algıladığı ortaya çıktı.

Bu çalışmadan yola çıkan araştırmacılar, sertleşme sorununu ortaya çıkarabilmek için kadınların da eşlerini test edebileceği, sorunun olup olmadığını ölçebileceği skalalar geliştirdi. Lizbon’da düzenlenen 10. Avrupa Cinsel Tıp Birliği Kongresi’nde de gündeme gelen bu skalalara neden gerek duyulduğunu, Birliğin Genel Sekreteri Dr. John Dean, şöyle açıkladı: ''Kadınlar tarafından cevaplanacak soruları geliştirdik çünkü bu skala, erkekteki sertleşme sorununun (ED) varlığının kadın tarafından değerlendirilmesini sağlıyor. Sertleşme sorunu erkeklerin sorunu ama kadınlar burada çok önemli. ED sadece erkeği değil aynı zamanda tespit ve tedaviye aracı olmada önemli bir rol üstlenebilen partnerini de etkiler.''

Araştırmada kadınlara ereksiyon zorluklarını nasıl tarif edecekleri veya açıklayacakları soruldu. Kadınların birden fazla seçeneği işaretlediği görüldü.

Erken boşalmayla karıştırılıyor
Araştırmaya katılanların yüzde 32’si ''bir ereksiyonu sürdürmekte zorlanma'' seçeneğini işaretlerken, yüzde 30’u ''yeterli sertlikte bir ereksiyon sağlamada zorluk'' şıkkını seçti. Yüzde 22’si de ''bilmiyorum'' yanıtını işaretledi.

Araştırmanın en dikkat çeken bulgularından biri de katılanların dörtte birinin erken boşalmayı bir tür ereksiyon güçlüğü olarak görmesiydi. Bu seçeneği işaretlemeye en fazla yakın olanlar G. Afrikalı kadınlardı (yüzde 42). Suudi Arabistanlı kadınların yüzde 35’i ve Türk kadınlarının yüzde 33’ü de yine bu seçeneği işaretledi.

Dr. John Dean, ''Dünyanın farklı ülkelerindeki kadınlar arasında bilgi ve tutumlar bakımında önemli değişkenlikler olsa da ED ve tedavi seçenekleri konusunda kadınların daha fazla bilgilendirilmelerine ihtiyaç olduğu açıkça görülmektedir. Bu nedenle kadınlara ED’nin nedenleri, onunla ilişkili başka önemli sağlık sorunları ve tedavisi hakkında bilgilenme fırsatının sunulmasının erkeklerin sağlığının iyileştirilmesinde önemli etkisi olacaktır'' diyor.

Tedavi hakkında bilgi düzeyi
Dünyadaki kadınların yüzde 59’u sertleşme sorunu (ED) hakkında iyi bilgi sahibi olmadıklarına veya hiç bilgi sahibi olmadıklarına inanıyorlar. Yüzde 74’ü bu konuda bilgi sahibi olduğunu belirten Suudi Arabistanlı kadınlar, bu eğilime ters düşüyor. Bu konuda çok belirgin bölgesel farklılıklar mevcut; Güney Amerikalı kadınların yüzde 71’i ED hakkında doğru düzgün bilgilere sahip olmadıklarına inanırken, Avrupalı kadınlarda bu oran yüzde 59’du. En fazla bilgi eksikliği yüzde 86 oranıyla Meksikalı ve yüzde 76 oranıyla İspanyol kadınlarda kaydedildi.

Eşinizde ED var mı? Test edin!
Bu testle kadınlar eşlerinde sertleşme sorunu (ED) olup olmadığını ölçebilir. Aşağıdaki soruları geçmiş 6 aya yönelik cevaplandırın. Yalnızca bir seçeneği işaretleyin.

1) Partnerinizin sertleşmesi ne sıklıkta cinsel birleşme için yeterli olmaktadır?
Neredeyse hiçbir zaman
Birkaç kez
Bazen
GenellikleHemen hemen her zaman

2) Cinsel birleşme esnasında partnerinizin sertliğini koruyabilme kabiliyeti ne sıklıktadır?
Neredeyse hiçbir zaman
Birkaç kez
Bazen
GenellikleHemen hemen her zaman

3) Cinsel birleşme esnasında partnerinizin seksin sonuna kadar sertliğini koruyabilmesi ne kadar zordur?
Son derece zor
Çok zor
Zor
Biraz zor
Zor değil

4) Partnerinizin ereksiyon olabilme ve bunu devam ettirebilme güvenini nasıl puanlarsınız?
Çok düşük
Düşük
Orta
Yüksek
Çok yüksek

5) Partneriniz cinsel birleşme performansından dolayı ne sıklıkta üzgün ya da depresiftir?
Neredeyse hiçbir zaman
Birkaç kez
Bazen
Genellikle
Hemen hemen her zaman

6) Cinsel birleşmeniz partneriniz için ne sıklıkta tatmin edicidir?
Neredeyse hiçbir zaman
Birkaç kez
Bazen
Genellikle
Hemen hemen her zaman

Değerlendirme: 5. soru hariç tüm soruların şıklarına yukarıdan aşağıya doğru 1,2,3,4,5 olarak puan verin. 5.soruda ise tam tersi, şıklara 5,4,3,2, 1 olarak puan verin. Daha sonra puanlarını toplayın. 24 ya da altı olan skorlar, eşinizde ereksiyon yetersizliği olduğunu gösterir. Sorun saptanan eşin hemen uygun bir tedavi tavsiyesinde bulunacak uzman doktora gitmesi öneriliyor.

Kısırlık Kiloya ve Tüylenmeye Neden Oluyor

Her ay düzenli gerçekleşmesi gereken yumurtlama işlevinin aksaması sonucu gelişen "Polikistik Over Sendromu" hormonal bir bozukluk.

Ancak başta kısırlık ve diabet olmak üzere pek çok ciddi sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. Ortaya çıkış nedeni ise henüz kesin olarak bilinmiyor

Her ay aynı sorun... Olsa dert, olmasa ayrı bir dert... Kimimiz yüzünde oluşan o sevimsiz sivilceleri makyajla kapatmaya çalışıyor, kimimizse adeta patlamaya hazır bir bomba gibi sinirli bir şekilde çevresine saldırıyor. Aslında, bu sıkıntılarımıza rağmen her ay düzenli regl olduğumuz için sevinmemiz gerekiyor. Çünkü, bazılarımız var ki, onlar her ay düzenli yumurtlayamadıkları için pek çok ciddi sorunla baş etmek zorunda kalıyor. Hamile kalmakta sıkıntı, tüylenmede ve kiloda artış bu sıkıntılarından bazılarını oluşturuyor. Uzmanlar, bu tabloya "Polikistik Over Sendromu" (PCOS) adını veriyor...

Polikistik Over, "Çok sayıda kist içeren yumurtalık" anlamına geliyor. Polikistik Over Sendromu da, üreme çağında olan bir kadında, her ay düzenli olarak gerçekleşmesi gereken yumurtlama işlevinin aksaması demek. Kısırlık, tüylenme, kilo artışı....

PCOS'den şüphelenilmesini gerektirecek en önemli belirtiyi, regl düzensizliği oluşturuyor. Bu sendromun etkisi altında kalan kadınlar, genellikle yılda ancak 6 kez veya daha az regl görüyorlar. Bunun sonucunda oluşan kısırlık ise, PCOS'nin bir başka belirtisini oluşturuyor. Sendromun bir diğer önemli belirtisi de, tüylenmede görülen artış. Hastaların yumurtalıklarından fazla miktarda testosteron, yani erkeklik hormonu üretilmesine bağlı olarak gelişen tüylenme; yüz bölgelerinde, göğüsler arasında, göğüs uçlarında ve göbekte ortaya çıkabiliyor. Ciltte yağlanma, sivilce oluşumu ve kilo artışı da, bu sendromun etkisi altında kalan kadınlarda sıkça görülüyor.

Diyabet ve kalp krizi kapıda!
PCOS'yi, sadece regl düzensizliğiyle giden ve kısırlığa yol açan bir hormonal bozukluk olarak görmemek gerekiyor. Çünkü bu sendrom uzun dönemde; diyabet, yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları gibi ciddi sağlık problemlerini de beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre; PCOS'li hastaların vücutlarında, kan şeker seviyesi düzenleyen insülin hormonuna karşı bir direnç oluşuyor. İnsülin pankreastan salınan bir hormon ve hücrelerin glukozu kullanmalarını sağlıyor. PCOS'de hücrelerde insüline karşı bir direnç oluştuğu için pankreas daha fazla insülin salgılamak zorunda kalıyor. Bu yüksek dozda insülin de yumurtalıkları etkileyerek, yumurtlamayı engelliyor. İşte, tüm bu nedenlerden dolayı, bu hastalarda diyabet ve gizli diyabet hastalığına yakalanma riski artıyor. Yapılan araştırmalara göre, PCOS'li hastaların yüzde 30'unda gizli diyabet, yüzde 8-10'unda ise aşikar diyabet hastalığı mevcut. Araştırmalar aynı zamanda, PCOS'li durumlarda, kalp hastalıklarına yakalanma riskinin yaklaşık yüzde 50 oranında seyrettiğine dikkat çekiyor.

Pürüssüz ve Yumuşak Bir Ten İçin

Yarım avuç lavanta çiçeğini bir avuç civanperçemi ile birlikte bir kabın içine koyarak dövün. Elde ettiğiniz posanın içine 1 tane yumurtanın sarısını da katarak iyice yoğurun. Daha sonra krem kıvamına gelecek kadar badem yağı ilave ederek yoğurmaya devam edin.

Elde ettiğiniz bu kremi cam bir kavanoza koyarak bir gece serin yerde bekletin. Vücut kreminiz hazır. Ten güzelliğiniz için bu kremden banyodan 1 saat önce vücudunuza masaj yaparak sürün.

Bir avuç papatya, yarım avuç kırlangıç otu yarım saat süreyle tuzlu suda kaynatılır. Süzülerek elde edilen sıvı bir kaba boşaltılarak dinlendirilir. Dinlendirilen bu sıvıdan banyo suyuna ilave edilerek gün aşırı banyo yapılır.

Ciltte Sarkmanın Nedenleri

Ciltte sarkmanın nedeni bağ dokusunun zayıflaması
Yaşınız genç olsa da vücudunuz jöle kıvamındaysa bağ dokunuz zayıflamış demektir. Güçlendirmenin yolu ise doğru spor ve diyet yapmaktan geçiyor.

Yaşın ilerlemesiyle birlikte yüzde, çenede, kollar ve bacaklarda, göğüs ve kalçalarda, hatta göbekte ortaya çıkan sarkmalar kadınların en büyük problemi. Sarkmaya neden olan faktörler ise genetik yapı, hızlı kilo alıp verme ve yaşam tarzı (dengesiz beslenme, hareketsizlik, ya da yanlış egzersizler yapma ve uykusuzluk)... Doktorlar sarkmayı tıbbi olarak “bağ dokusunun zayıflaması” diye açıklıyor. Dokuyu güçlendirmenin formüllerini veriyorlar, ancak sarkan vücudun eski sıkılığına kavuşmasının kolay olmadığını dile getiriyorlar. Plastik ve Rekonstüriktif Cerrahi Uzmanı Prof. D. Nazım Durak sıkı bir vücuda sahip olmanın yollarını anlattı.

Sarkma, “deri altındaki yağ tabakalarının erimesi, derideki protein oranının azalması ve derinin destek tabakasını oluşturan bağ dokusundaki elastik liflerin kaybolması” olarak tanımlanıyor. Bağ dokusundaki bu zayıflamanın nedenleri nelerdir?

Genetik faktörler, stres, güneş, uykusuzluk, çalışma koşulları ve beslenme alışkanlıkları bir bütün olarak yaşlanmayı ve dolayısıyla sarkmaları hızlandıran etkenlerdir. Hastalık ya da dış etkenler deri altı dokularının erimesine ve zayıflamasına neden olur, bu da sarkmaya yol açar. Ama sarkmaların en önemli nedeni bilinçsiz yapılan diyet ve spor.

Hızlı kilo alıp vermeler, bunun en önemli nedeni, çünkü bu diyetler derinin elastikiyetinin bozulmasına ve bir daha toparlayamamasına neden olur. Yanlış spor yapmak da önemli bir nedendir.

Daha sıkı bir vücuda sahip olmak için spor yapan kişiler de sarkma sorunu yaşar mı?
Evet. Bir bakıyorsunuz, bir hasta ‘Ben çok spor yaptığım halde derim çok gevşek’ diye şikayet ediyor. Çünkü sporu yanlış yapıyor. Derinin altındaki yağ tabakalarının erimemesi gerekli. Bir diyet yapıyor haftada bir kilo veriyor, sonra da her yeri sarkıyor.

Bir Ayda En Çok Kaç Kilo Verilmeli
Hem istenmeyen yağlardan kurtulup hem de sarkmayı engellemek mümkün mü?
Önce beslenme şekline dikkat etmek şart. Hayvansal gıdalardan uzak durmak, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek, vücudun ihtiyacı olan yağ, protein, mineral ve vitaminleri yeterli oranda almak, kısa vadeli diyetlerden uzak durmak ve sporu doğru yapmak gerekir. Bu sayede hem fazla kilolardan kurtulunur hem de vaktinden önce sarkma meydana gelmez.

Bir ayda en fazla iki kilo verilirse sarkma olmaz. Bir de özellikle kadınların body yapması yanlış. Göğsü geliştirmek için body yapan kadınların göğüsleri en çok 1 mm. kalkabiliyor. Sporla göğsün içindeki yağ dokusu eriyor ve göğüsler daha çok sarkıyor. Aletli jimnastik yaptığınızda kasınız gelişiyor, ancak derinin altındaki yağ tabakaları eriyor, o zaman da deri sarkıyor.

Sarkmaların yaşam standardıyla ilişkisi olduğu kanıtlandı. Ekonomik standartlarda yaşayan insanlar, yaşamlarını daha rahat kontrol altına alıyor ve kendilerini aşırı yıpratmıyorlar. Ama büyük kentlerde yaşayıp yüksek standarda ulaşmak için çaba gösterenler daha kolay yıpranıyor. Fast food’la beslenip hızlı yaşıyorlar. Yürürken kitabını okuyor, aynı anda telefonla konuşuyor, vücutlarını hızlı kullanıp hızlı eskitiyorlar.

Sarkmayı Önelemek İçin Yapılması Gereknler:
—Ayda en fazla iki kilo verdirecek diyetlere yönelin.
—İyi uyuyun ve yeterince dinlenin.
—Stresten uzak durun.
—Güneşten korunun.
—Yürüyüş, koşu gibi sporlar tercih edin.
—Bağ dokusunu güçlendiren maddelerin başında üzüm çekirdeği geliyor. Üzüm çekirdeği aynı zamanda çok güçlü bir antioksidan.

Sarkma Meydana Gelmişse Yapılabilecek Uygulamalar
—Genellikle yüzdeki sarkmalar için etkinliği 3 ile 6 ay olan dolgu yöntemi denenebilir.
—En kalıcı çözüm ise sarkmış bölgenin gerilmesi, alttaki dokuların kendi dokularıyla desteklenmesi ve şekil verilmesi esasına dayanan cerrahi yöntemdir.